.

.

28 Nisan 2013 Pazar

devamsız..



Denediği bakım maskeleri yok eder miydi yüzüne her gün yenisi eklenen çizgileri?Vicdanın zehir zemberek sorgulayışları gecenin bir vaktinde felç ederken hisleri,yosun kokulu bir şehir dile gelir çağırırdı onu.Yeni bir dil öğrenmeye çalışırken hangi kelimeler bir araya gelirdi acaba?Hangi kelime anlatabilirdi ruhların anlık deri değiştirmesini.Kelimeler sızıyor şimdi penceresinden,duvarda izler bırakmaya başladılar.Her gün yeni bir harf ekleniyor ve sonunda türeyen bir kelime.. İğneleyici sözcükler kan kaybediyor usulca,can çekişiyordu kapısında..

Yok olmaya yüz tutmuş var oluşlar,var oldukça yok olanlar;yok oldukça var olanlar..Yalnızlığı,yalınlığını geride bırakıyor..İsimsiz yakarışlar içini ferahlatıyordu.Adlandırmayı yarı yolda bırakmıştı.Yavaş adımlarla yürüyordu.Kimi zaman da hızlıca bir yerlere yetişebilmenin amansız çizgisinde.Yürürken geride bırakıyordu zihnini bulandıran antik çağdan kalma sızılarını.Oluşturduğu tüm olguları her adımda yenileniyordu.Hafif bir tebessümü saklıyordu yolda gördüğü yaşlı insanlara ve çocuklara..Çünkü sadece onlar anlayabilirdi çıkarsızca gülümsenebiliceğini..Yürürken doğaya göz kırpıyordu usulca,yenilenen ve baştan sona duruluğuyla yanına çağıran doğaya..Okuduğu kitaplar ve izlediği filmlerde gördüğü karakterleri daha çok seviyordu belki de.’ve kitaptaki insanları,sokaktakilerden daha çok sevdim’diyordu yazar.Karşı koymadan kabullendiğini fark ediyordu bu cümleyi.Bir zamanlar vazgeçtiği düşlerini yeni yüzü ve kıyılmışlığıyla daha umarsızca davet etti yeniden küçük odasına.Tozlarını aldı günlerce açmadığı kapakların ve  şimdi daha yakın buluyordu her kelimeyi.Uzaktan baktıkça yakınlaşıyordu bildiği tüm kavramlar.Belki de bu bekleme süreci iyi gelmişti.Bir solukta bitirmek yerine özümseyerek dokunuyordu her bir kelimeye..

El uzatamadığı yaşamların dikenleri batıyordu tenine.Neden aklından çıkmazdı ki üzüldüğü ve buna karşılık hiçbir şey yapamadığı yaşamlar,yüzler..Kendini geride bırakıyordu çoğu defa.Kendi girdaplarını nasıl da unutuyordu?İçten olmayan gülüşler gün gelir bir ağıta dönüşürdü.Ağıtın ardından yeni bir gülüş eklenirdi,karşıdaki yüz buna anlam veremezdi.Gülerek ağlamak ya da ağlarken gülmeye..Trajikomik hayatlar çepeçevre sarmıştı adım atılan merdivenleri.Olmadık sesler duyulurdu bu mizansende.Kahkahaların bile hesabı vardı ve bir gün ödeniyordu acıta acıta..Bir yangından arta kalan külleri eline alıyordu un ufak oluyordu bir anda küller ve rüzgar savuruyordu meçhul adreslere. Hislerinin hunharca yozlaştırılması tıpkı böyleydi kimliksiz yüzler tarafından..



27 Nisan 2013 Cumartesi

Rüzgarla Gelen




Kitabın Adı:Rüzgarla Gelen
Yazar:Cathy Lamb
Yayın:Ephesus
Sayfa:437
"Dayanıklılığa, uzlaşmaya ve değişime dair bir öykü."
The Sunday Oregonian

"Lamb zarafeti, mizahı ve affediciliği kesinlikle karşı koyulamaz biçimde anlatıyor."
Publishers Weekly

Dokunaklı, komik ve Bommarito kız kardeşlerinin nefis dev top kekleri kadar karşı koyulmaz olan Rüzgârla Gelen, aile ile affetme, anneler ile kızları ve en değerli şeylere hâlâ sımsıkı tutunurken ileri bakma bilgeliğini edinme hakkında bir roman.

Bommarito kız kardeşlerin annesi River'ın açık kalp ameliyatı olması gerekmektedir. Aile pastanesini işletmeleri, erkek kardeşleri ve rahatsız olan büyükannelerine bakmaları için onlara evde ihtiyaç vardır.

Ama eve dönüş, sırları ve Bommarito'ların gömülü tutmayı tercih ettikleri acıları ?Isabelle'in kaçışı ve erkeklerle yaşadığı ilişkileri, Janie'nin obsesif kompulsif rahatsızlığı ve Cecilia'nın kendine zarar veren öfkesi? açığa çıkarmaya başlar. Henry'ye göz kulak olmak ve iş yapmayan pastanelerini kurtarmak için birlikte çalışan Isabelle ve kız kardeşleri, varlığından hiç haberdar olmadıkları sorulara yanıtlar, çocukluk yaralarını sarmak için beklenmedik yollar ve mutluluk konusunda şaşırtıcı yeni şanslar yakalama cesaretini bulmaya başlar
.


‘Sorunlar insanın başından aşkın olabiliyordu.ben insan zihninin suçluluk,pişmanlıklar,zevk ve anılardan oluşan bir labirent olduğuna inanıyorum.Ama kafa kafaya,şakak şakağa verebileceğin,vücut ısını paylaşabileceğin,nabzı seninkiyle bir atan,onun sıcaklığı,senin sıcaklığın olan biri varsa hayat daha iyidir.Kusursuz değildir;hiçbir zaman da olamaz zaten.Ama daha iyidir.’-s.126-

‘’Hayat mükemmel değildir,kızlar,ama mutfakta pişirdiğiniz her şey mükemmel olabilir.Karmaşanın ve kaosun hüküm sürdüğü bir hayatta düzene ve yemek sanatına ayrılan bir andır.’-s.154-

‘İyi ki günün ne getirdiğini bilmiyoruz yoksa yataktan asla çıkmazdık.’-s.200-


Hevesle aldığım bu kitabı uzun zamandır okuyamadığımın verdiği rahatsızlıktan kurtulmuş bulunuyorum.Bu kadar akıcı olduğunu bilseydim tabiî ki de elimden düşürmezdim.Okudukça oldukça keyif aldım.Aile sıcaklığı ,kardeşlerin birbirine bağlılığı,en zor zamanlarda her şeyin üstesinden gelebilmenin mümkün olduğunu ve daha birçok şey.Okurken zihnimde canlanan kareleri ekranda izlemeyi düşündüm.Güzel bir film olur.İşlettikleri aile pastanelerinde nefis dev top keklerinin tadını merak edip durdum(:Sürekli mutfağa geçip pasta yapasım geldi.Aile bireylerinin her birinin ayrı bir hikayesi var kimi zaman acı dolu kimi zaman da mutluluk ile sarmalanmış.Farklı yaşamların olabileceğini ve bunlara duyarlılığın olması gerektiğini vurgulayan cümlelerle dolu bir kitap.

24 Nisan 2013 Çarşamba

tekil


biriktirilen emektar yazılar ve hiç sönmeyen mumlar..karanlığa karşı göz kırpan beklemeye alınan zorluklar.yalnız geçirilen saatler.renk değiştiren yüzün donuk silüeti can çekişir zorbalığın kapısında.günışığında değişen hisler hesap sorar sorgunun dar kıskacında.dilimlere ayrılan bir dil,dile gelir.onca zehirli kelimeyi sarf ettiği için.mabedine çekilmesi an meselesidir.

23 Nisan 2013 Salı

aynı his..












hiç tanımadığım bu fotoğraftaki insanı rüyalarımda görmek ve ona elimi uzatmaya çalışabilmek..onunla cümleler konuşabilmek ve belki de ‘aynı insan tarafından çektirilen acıya’maruz kalmak..bir fotoğraf karesi her şeyi  anlatabilir.belki de çığlıklarla uyanmak-bilmem kaç defa-aynı yüz ile.hassas yüreğim detone sesler çıkarır.hakkımda kurduğu legal sandığım cümlelerin bir gün gelip de illegal olduğunu kana kana görürken deforme olmuş ayaklarım bile dile gelir.oysa bir tül kadar hassas olduğunu bilemeyen yıkıcı ruh,kendinden başkasını düşünmeden hala nefes alabiliyor.dilimi ve zihnimi yontmaya çalışıyorum günlerdir.bu fotoğraftaki yüze bakarak.ortak hisler örülüyor gözlerine bakakaldığım dakikalarda.soğuk bir o kadar da donuk ekranda.ama ne ilginçtir ki aynı hislerde buluşabiliyoruz ve her gece konuşabiliyor rüyalarımda benimle.perdeyi açıyorum usulca elleri arkadan bağlı yardım istiyor benden.yüzümde yeni çizgiler oluşuyor.artık tiksindiğim tüm iletişim ağlarını yok ediyorum.ama bir tek bu kalmalı yazmazsam olmaz.yazmazsam iç kanamadan ölebilirim.maruz kaldıklarımız kutsallaştırıldı yok edici tarafından.ve o hala uğruna ölünebilecek bir köle olduğumuzu düşünüyor..köleleştirilmeden ruhumuzu azad ettik ıssız dağlarda kendi halinde yaşıyor ruhumuz.ara sıra isyanımızı kusmak istiyoruz.kandırılmışlığın müphem düellosunda.kendimize ait ne varsa yamulmuş ellerinden çekip almak istiyoruz belki de bu bizi isyankar kılıyor  en olmadık zamanlarda.ancak bu histerik durumlar da bir gün yok olacak buna inandık tanımadığım yüz ve ben.sarmal hisler birbirini kovalar ve acıdan çok umutla gülümser duyarsızlığın inceltilmiş renginde.ve hiçbir şey kanatılanlar kadar dile gelmezdi,belki de çok şey anlatmak istiyor bu yüz bana.ay ve güneşe adanan sırların ince belini kırıyor…

'Garip bir cesaretle konuyor kalemimin ucuna
Ve gittikçe böcekleşiyor, kemiriyor şiirimi de
Sözcüğün birine biraz böceköldürücü ekliyorum
Çılğına dönüyor sokakta böcek gibi böcek'-a.t.-





21 Nisan 2013 Pazar

Derda..(AZ)





Kitabın Adı:AZ
Yazar:Hakan Günday
Sayfa:355
Yayın:Doğan Kitap

bu sokakta da bir iki küçük mezarlık olsaydı,her gün işimize giderken ölülerle selamlaşsaydık.’

‘nereden bilebilirdi insanoğlu varlığının sonuçlarını?
hepsinin yanıtı da aynıydı:hiçbir yerden...
belki de bu sayede hayat devam ediyordu.kimse,neye’neden olduğunu’önceden bilemediği için..çünkü her davranışının zaman içindeki bütün sonuçlarına önceden tanıklık eden kişinin ilk tepkisi,büyük ihtimalle,durmak olurdu.durmak ve durdurmak.dehşet içinde.hareket etme korkusundan kalbi durana kadar.çünkü her hareketin nihai sonucu acıydı ve belki de insanoğlu bunu bilse hiç doğmazdı.belki de daha kötüsü bütün bunları bilse de doğmaya devam ederdi.ne de olsa insandı ve doğası gereği arsızdı.doğmak için her şeyi yapardı.gerekirse karnından çıktığı annesinin leşini doğumhanede bırakır,hatta dünyaya ikizine yapışık bile gelir ama yine de doğardı..’-s.305-

11 yaşında bir tarikat şeyhinin oğluyla evlendirilen korucu kızı Derda ile hapisteki bir gaspçının aynı yaştaki oğlu’mezarlık çocuğu’Derda’nın mezarlıkta kesişen hayatlarının,bu iki çocuğun kırk yıl boyunca her tür şiddetle yontulup birbirlerine hazırlanışlarının hikayesi.Çocuk şiddeti,hayatın,aşkın,hırsın şiddeti A’dan Z’ye,dilin ve yazının şiddetiyle bir roman..

‘seni az seviyorum’dedi Derda.
‘ben daha az’dedi Derda.
Bir daha da konuşmadılar..-s.354-

okurken olayları bazen birbiriyle bağdaştırmakta zorlansam da akıcı bir kitap.şiddetin her türünden biraz biraz anlatılırken o cümleleri hızlıca okumaya çalışsam da gerçeğin yüzüyle karşılaşmanın verdiği bir ruh haline büründüm.olaylar bir kahramanın üzerinden anlatılmaya çalışılsa da çok fazla isim kalabalığı vardı.karmaşık bir ruh haline ister istemez giriyorsunuz.beklemediğim tesadüfler ve sürpriz karşılaşmalar belki de en ilgi çekici yanı.okurken sadece bir yerinde hafifçe gülümsediğimi fark ettim o da kitabın sonunda oldu.


20 Nisan 2013 Cumartesi

eskiyen ve yenilenen..




perdeyi açınca savrulan tüm düşlerin sağanak yağmurlarda sağılması gibiydi yaşamak bu aralar.adlandırmak ölümdü evet.en hazin boşluklardan göz kırpıyordu anlamsızca şımaran ruhuma.tozu alınmayan eşyalar gibiydi beklemeye hazır unutulmuş hislerim.yaşadıkça duyarsızlaşan ruhum gibiydi gizemli aynalarda bakakaldığım gözlerim.sis dağılmadan yok oluyordu bekletilen çarmıha gerilmiş düşüncelerim.en soylusunu yaşıyordum düşüncelerimin belki de.acıtanlardan uzaklaştıkça duyarsızlaşıyordu rengi değişen ellerim.ellerim kendine yoldaş oldu ıssız dağlarda açan çiçekler gibi.kendi istikametinde yol almaya devam eden ruhum aşıyordu barikatları.körelmiş düşünceleri ışıldatmaya çalışıyordu çocukların kanayan yüzleri.

19 Nisan 2013 Cuma


Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum Bütün çiçeklerini getirin buraya, Öğrencilerimi getirin, getirin buraya, Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer Bütün köy çocuklarını getirin buraya, Son bir ders vereceğim onlara, Son şarkımı söyleyeceğim, Getirin, getirin.. Ve sonra öleceğim. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum, Kaderleri bana benzeyen, Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları Geniş ovalarda kaybolur kokuları.. Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin görün beni, Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini Bacımın suladığı fesleğenleri, Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini, Avluların pembe entarili hatmisini, Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın, Aman Isparta güllerini de unutmayın Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum. Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım, Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden, Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden, Ne güller fışkırır çilelerimden, Kandır, hayattır, emektir benim güllerim, Korkmadım, korkmuyorum ölümden, Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Baharda Polatlı kırlarında açan, Güz geldi mi Kopdağı'na göçen, Yörükler yaylasında Toroslar'da eğleşen, Muş ovasından, Ağrı eteğinden, Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni, Eğin türkülerinin içine gömün beni. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, En güzellerini saymadım çiçeklerin, Çocukları, öğrencileri istiyorum. Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini, Köy okullarında açan, gizli ve sessiz, O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek. Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek, Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Ben mezarsız yaşamayı diliyorum, Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum, Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın, Tarumar olmasın istiyorum, perişan olmasın, Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım, Niçin yaşadığımi ben onlara söyledim, Çiçeklerde açar benim gizli arzularım. Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum, Okulun duvarı çöktü altında kaldım, Ama ben dünya üstündeyim, toprakta, Yaz kış bir şey söyleyen toprakta, Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım, Yurdumun çiçeklenmesi için daima yaşadım, Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir. Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya, Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya... Ceyhun Atuf KANSU

18 Nisan 2013 Perşembe


         önyargıyı güzelce anlatan  bir karikatür..




15 Nisan 2013 Pazartesi

bıcırlarımla şekerli bir gün:D


en güzel ve eğlenceli,şımarık olduğum günlerden biri.kalbimi yuvarladım barikatlara diye dilime dolanan şarkının sözlerini değiştirirken ben,büyümüş de küçülmüş öğrencilerimle zamanın tadı manyak ötesi damağıma yapıştı.zevkten gebermesem iyi.midemin bir yerlerimden çıkmaya hazır beklediği dakikaları yaşayacağımı tahmin edemezdim tabiî ki de.kalbim yuvarlanırkene bir yerlere midem de sinyal vermeye başladı.ne mi oldu?’sağlıklı yaşam için öğrencilere diş kontrolü’..ulan bunu normal bir zamanda yapamaz mısınız neden benim dersimi bölüyorsunuz?doktor bey elindeki pet bardakları ve diş fırçalarını güzelce dağıttı bekliyorum ne yapcaklar bu bardaklarla hiç düşünemedim içine tüküreceklerini.jeli de hassas elleriyle(!) her fırçaya yayan doktor bey,yavaşça anlatamaya başladı.’çocuklar iyice dişlerinize jeli sürün bardaklara tükürün!’(hönnkhhh ne oluyor lan neredeyim ben gibi bakakalıp kusmamak için zor tuttum kendimi)ulan görmeliydiniz o 36 çocuğun bardaklara nasıl tükürdüğünü aynı anda ‘püüöööhhhhğğğnkkk’diye sesler.suratıma tükürseydin yavrucum.neyse.nereye uçsaydım acaba o esnada. ben de tükürseydim ya ne güzel olurdu.ah ah ne günlere kaldım ben.’şeey  doktor bey şimdi napcam ben?’yarım saat beklesinler sonra yiyip içebilirler.hadi ya yok onu da yapmasalardı.yanıma hep bir yerimden girmeye çalışan bücürüklerimden’örtmenim tükürüğümü yutabilir miyim?’yok olum beklet sen yutma.hatta sakla acıkınca yut.ya sabır.hadi onu geçtim sonra bu bıcırıkları hadi kendine getir de ders anlat gitti dakikalar ve ben boğazım yırtılana kadar susturmakla uğraştım(yine de eğlenceli beee)hıhııımmm tabbbiiii.istifa mı etsem acaba:d.sonra bardakları bir güzel çöpe attırdım sıralara biriken salyaları saymazsak gayet hijyenik bir ortam oluştu.hemen görevliyi çağırtıp çöpü atmasını söyledim.günde kaç kez değişiyor acaba,çöp poşetlerimizi sayamıyorum bile.

bıcırıklarım gelecek zamanların en güzelleri ve karizmatikleri olacaklar.hiperaktiflerim,apilerden ders alanlar,hafıza teknikleriyle zihnini geliştirmek isteyenler,vs vs..şu müzik ve resim dersi anlatmakla bitmez.ulan zaten her dakika resim çiziyorlar bana.resmen o dersler’serbest etkinlik köşesi’diye tarihe geçecek.ayrıca konulan’serbest etkinlik’derslerinde ise farklılık oluşturmaya çalışcam ya güya:’hadi jjojccukllllaaar yarın satranç ve yapbozlarınızı getirin’diyen dilim kopaydı da…tamam peki güzel hepsi benden güzel oyunuyor satrancı e bir de onları susturmak var.36 kişiden çıkan değişik değişik sesler.bazen gözlerimi kapatıyorum.aklıma neler gelmiyor ki:d.ah o sesler.her biri ayrı bir şeker ve ben o şekerlerle cinnet geçirmek değil de daha da tatlılaştırmak istiyorum zamanlarımı.ikra:örtmenim bugün baktım da okuldaki en güzel hoca sizsiniz.hay ağzını öpeyim şeker kız senin.azcık kendime geldim bea.öğretmenlerini tanıdılar.damar noktayı biliyorlar:d.talha:susun yaaa okulun en iyi öğretmenini kaçıracaksınız elimizden.ağızlarından bal damlıyor.masum,temiz kalpli bıcırıklarım benim.alper:sonsuzluk işaretinin ters sekiz olduğunu başka hangi öğretmen öğretirdi?susun lannn.(bu esnada gülmeyi hiç sevmeyen ben(!)kahkahalara boğuldum sınıfça gülüştük ne güzel ne güzelll).

beslenme saatlerinde bana özel saklama kabında yemek,kurabiye gönderen velilerim de olmasa açlıktan ölürüm herhal:d.ama nedendir bilinmez o kadar enerji sarf ediyorsun en iğrenç tadı olan yiyecekler bile bal kaymak tadında geliyor.beni düşünenler varmış lan diyorum bu bile yeterli.dimi ama dimi.velilerime kalsa ilk dersimi çalıp öyle sohbet edelim diyorlar.teyzem,abim başlıyor anlatmaya hobbbaaa..çay,kahve diyorum yok hocam siz derse geçin diyoo hadi ya ben de ciddi söylemiştim sanki:d.ancak öyle anlıyorsun ne diyim ben sana.

teneffüslerde hocalar arasındaki muhabbetler de takdire şayan.’köpek eti olsa da yesek’diyen hoca ne demek istedi acaba:d.hocalar arasındaki muhabbetler de olmasa ölelim lannn.ee bir de teneffüsümüzü çalan veliler…ah ah…’hocam ne yaptınız oğlum da süper değişiklikler var artık çok rahat,biz söyelemeden ödev yapıyor ve hep gülüyor’neden acaba?o da bana kalsın veli o da bana kalsın.işte böyle…tatlı zamanların şekerlemeleri böyle akıp gider…bu günün üzerine de hangi şarkıyı paylaşsam acaba belki de beni coşturan ya da pek anlamlı klip ve şarkılar bu güzel(!)yazımın üzerine iyi gider gari.





14 Nisan 2013 Pazar

uyur gezer mi?




eğrileri düzeltmekten cılkı çıkan düzlemsel ironi pek de uçuk kaçık bu aralar.arsızlığın şah damarı patlamıştır belki de oluk oluk kan akıyor yetişin komşular.kaşları çatıp karşına aldığın oyuncu kimliklerin zekası pek de kıvraktır kıvrılmaktan başı döner döner de pörtlek gözlerde saklanır tüm iğrençlikler.şımaran ruhumu kahraman kıldım,hayatın ciddiye alınır bir tarafı yok.kahkahalarım yerküreyi sarsıyormuş aman ne ala mualla.çarkın dişleri daha da sivrilmiş batıyor bir tarafınıza uyanın a zeka küpleri.

.

Ad

E-posta *

Mesaj *