31 Temmuz 2013 Çarşamba

kitap sayfalarından..



……

‘’çünkü insan irade bakımından özgür sayılmaz, insan iradesi özgür değildir. ne başkası canı istediği şeyi düşünebilir ne de ben ona kendi istediğim şeyi düşündürtebilirim. ne var ki, bir insanı gereği gibi gözlemledik mi, onun ne düşündüğünü ve ne hissettiğini çokluk hayli bir kesinlikle söyleyebiliriz kuşkusuz. ayrıca, bir sonraki anda onun ne yapacağını da önceden görüp kestirebiliriz.hani pek basit bir şey; ama insanlar bunu bilmez o kadar. elbette çalışmak, egzersiz yapmak gerekir üzerinde. örneğin kelebekler arasında bazı pervane türleri vardır, dişileri erkeklerden çok daha azdır. pervaneler de bütün hayvanlar gibi ürerler, yani erkek dişiyi döller, dişi de yumurta yapar. şimdi diyelim senin elinde bu pervanelerden bir dişi var; doğa bilginlerince sık sık denendiği gibi, geceleyin erkek pervaneler bulundukları yerlerden uçup bu dişiye gelirler, hem de saatlerce uzaktaki bütün pervaneler, çevrede bulunulabilecek bir dişinin varlığını hisseder! bu durumu açıklamak için çalışma yapılıyor; ama kolay değil. nasıl ki eli ayağı düzgün av köpekleri farkına varılması güç bir izi ele geçirir ve izler onu, bu erkek pervanelerde  de bir çeşit koku alma duyusu ya da buna benzer bir organ aynı işi görüyor olacak. bilmem anlıyor musun beni? çok  ilginç şeyler; böyle şeylerle dolup taşıyor doğa, kimse de bunları açıklayamıyor. ama ben diyorum ki, pervanelerin dişileri de erkekleri gibi çok olsaydı, kendilerinde öylesine hassas bir koku alma duyusuna rastlayamazdık. bu yeteneğe sahip olmalarının tek nedeni, kendilerini bu yolda çalışıp eğitmeleridir. bir hayvan yada bir insan bütün dikkatini ve iradesini beli bir şey üzerine yöneltirse, o şeyi ele geçirir sonunda. hepsi bu kadar.

yeterince dikkatli bak, gözlemle bir insanı, onun kendisi hakkında bildiğinden çok daha fazlasını sen onun hakkında öğrenirsin.’’
‘’hermann hesse-demian’’


29 Temmuz 2013 Pazartesi

Akdeniz Kadını'na...



Ve sarmaşıklar direniyor daha fazla büyümemek için.. Daha çok mavi olmak için direnen gökyüzü vardı tam karşısında.. Gökyüzüne eşlik ediyordu.. Sırlarla dolu sunakların eşsiz dualarında gizliydi düşleri. Geceleyin karanlıktaki ışığın yansımasında gökkuşağını görürken tozu alınmış sevgiler büyütürdü içinde. ’Yanlışlıkla’ yer değiştirmişti görmek istedikleri.

Akdeniz’in tuzlu suyu  boğazını yakarken yosun kokulu duvarlara çizgiler düşüyordu şimdi parlayan gözleriyle. Saçları tel teldi ve bir o kadar da yarına doğru uzuyordu. Gününü şaşırmayan saçları daha çok salıyor kendini,gördüklerini amansızca unutturmak ister gibi. İzlerken bulutların yer değiştirmesini gözlerinin rengi daha bir mavi oluyordu..

Gözlerinin rengiyle bütünleşiyordu her adımı,yıllarca duvardan inmeyen tablolar gibi.Resimlerin her bir çizgisi tanık oluyordu sana. Kıvrak adımlarına ,belirgin olmayan izlerine.. Şimdi belirginleşti izlerin ve izlenimlerin. İçindeki susmayan ses yazmak istiyordu durmadan,rüzgarın peşinden koşar gibi ılık ve bir o kadar da sakin. Kelimelerin dile gelirken katmerlenmiş duyumsayışların yarenin olmuştu.Ilık bir yaz gecesinde yağmuru özlüyordu. Beklemediği zamanlarda yağmurda ıslandığı zamanları hatırladı ve gözlerinin önünde beliren bilmediği sokakta attığı adımları düşündü. Gülümsedi umarsızca..


27 Temmuz 2013 Cumartesi




‘’çoğu zaman bana öyle geliyor ki,insanların karşılaşmaları,gecenin karanlığında şuursuzca akıp giden trenlerin karşılaşması gibi.donuk camların arkasında loş ışıkta oturan,tam olarak görmemize fırsat kalmadan görüş açımızdan çıkıverenlere hızla,telaşla göz atarız.birden ortaya çıkıveren,insansız karanlığa anlamsızca,amaçsızca gömülmüşcesine duran ışıklı bir pencerenin çevresinden iki hayal misali hızla geçip gidenler gerçekten bir adamla bir kadın mıydı?o ikisi birbirlerini tanıyorlar mıydı?konuşmuşlar mıydı?gülmüşler miydi?ağlamışlar mıydı?şöyle denebilir :gezintiye çıkmış yabancılar yağmurda ve rüzgarda birbirlerinin yanından böyle geçebilirler;o zaman kıyaslamanın bir anlamı olabilir.ama pek çok  kişiyle daha uzun süre otururuz karşı karşıya,birlikte yer,birlikte çalışırız,bir çatı altında yaşarız.geçicilik bunun nesrinde ?ama bize tutarlılık,yakınlık ve yakından tanıma sunacağını ileri sürecek kandırmaya çalışan her şey ,her an karşı koymamız mümkün olamayacağından,parlayıp sönen ,huzursuz eden geçiciliğin üstünü örtmeye ,onu engellemeye çalışırken,içimizi rahat ettirmek için bulunduğumuz bir aldatmaca değil mi?bir başkasını her görüşümüz,her bakışmamız,dayanılmaz hızdan ve her şeyi titretip sarsarak yumruk gibi inen hava basıncından sersemlemiş durumda birbirinin karşısından akıp geçen yolcuların gözlerinin kısacık bir an boyu buluşmasına benzemez mi?bakışlarımız başkalarının üzerinden,gecenin çılgın buluşmasında olduğu gibi kaymaz mı hep ve bizi bir sürü varsayımla,düşünce kırıntısıyla ve onlara atfedilmiş özelliklerle bırakmaz mı geride?
aslında karşılaşılanların insanlar değil de kafalarındaki hayallerin düşürdüğü gölgeler olduğu doğru değil mi?’’

‘’pascal mercier-lizbon’a gece treni’’

21 Temmuz 2013 Pazar

....

Geçen  bakınırken bir yerlere bu tatlı yazıyı okudum. Çok sevdim siz de okuyun istedim :))
Mutlu pazarlar....




"Anlıyorum Lola,
Seni de anlıyorum.
Susmak istiyorsun.
Ve hatta dinlememek.
Dinleme Lola.
Dinlemek uzun hikaye.
Hayır ama, gel yaşayalım yani.
Dostluğumuza katalım renkleri,
Dostluğa aşk diyelim Lola.
Cinsiyetleri katledelim ki,
Yarınlar bizim olsun.
Yok yok, ya da insanlık Lola.
Toptan temizlik yapalım dünyada.
Kalkalım sabahın erken saatlerinde,
Kocaman bir elektrikli süpürge yapalım.
Elektrikle çalışmayan.
Sonra başlayalım kalp dedikleri zımbırtının gücüyle temizliğe.
Hayır, katletmeyelim insanlığı.
Kanı temizlemek daha zor olur.
Bir bir temizleyelim insanları.
Çekelim içlerindeki kini, kibiri.
Ah, tabi ki Lola.
Sadece bunları çeksek yeter.
Yoksa gerisinden zarar gelmez.
Akşam saatlerine doğru bitsin işimiz.
Çay demleriz.
Yeni bir kurabiye tarifi öğrendim.
Mis gibi olacak Lola.
Olmayan parmaklarını yiyeceksin.
Güldün değil mi, Lola? 
Ben de insanlara gülüyorum.
Kinlerine.
Ve kibirlerine.

İç ses.
Hiç gelmeyeceksin değil mi Lola?
Gelsen.
Bir görsen.
Kirin pasın içinde,
Ben aslında iyi biriyim.
Sadece gelip görmüyorsun.
Dokunmuyorsun yumuşak saçlarıma.
Ağlarken ne kadar çirkin olduğumu bir bilsen Lola.
Güldürmek için gelirdin.
Burnuma dokunur, sen gülümsemek için varsın derdin.
Nereden bildiğimi sorarsın belki bir gün.
Bir gün.
Cevap veririm ben de.
Gözlerinin eşliğinde.
Sen de gülümse."


20 Temmuz 2013 Cumartesi

bizim kil tablet

‘’yalan,ağdalı bir salyadır televizyon.çabucak sızar odaya;bürokratların kravatına sıçrayan kanı temizler.hemen sehpanın üzerindeki muhallebinin içine düşer.ölüm,annen seni görmeye geldi;hadi avluya çık,ekrana çık,gazete başlıklarına çık,tuvalate çık.’’-u.u.-


‘’sonsuzluğu yont,zamana dönüşene kadar.kes,biç,kır,,boya zamanı,bize bir zaman yarat.asıl o zaman gör hayatı ,sessizliğe zor alıştım.rüzgarlar oldum bittim arkadaşım.’’-s.b.-

‘’istediğim bütün kitapları okuyamam;olmak istediğim bütün insanlar olamam ve istediğim hayatları süremem…istediğim bütün becerileri edinemem.öyleyse ne istiyorum?yaşamak ve hayatta olabilecek bütün zihinsel ve fiziksel deneyimlerin bütün renklerini,tonlarını yaşamak ve duyumsamak istiyorum ve berbat bir şekilde kısıtlıyım’’-sylvia plath-sırça fanus-


‘’biz bir isyanın içinde doğduk.tüm hevesimizi onun içine boşaltıyoruz,yaşamlarımızı ve gençliğimizi riske atıyoruz ve birden korku duyuyoruz;ilk anda duyduğumuz keyif,yerini yorgunluk ,monotonluk,kendi yeteneklerimizden kuşkulanmak gibi baş etmemiz gereken gerçek zorluklara bırakıyor:bazı arkadaşlarımızın çoktan vazgeçtiğini fark ediyoruz.yalnızlıkla baş etmek,yoldaki keskin virajların üstesinden gelmek,yanımızda yardım edecek kimse olmadan birkaç defa düşmenin acısını çekmek zorunda bırakıldık ve en sonunda harcanan tüm bu çabalara değer mi diye kendimize soruyoruz.’’-paulo coelho-
 _
‘’bir pencere yeter bana
bir tek pencere,bilince ve bakışa ve suskunluğa.’-ferruhzad-

19 Temmuz 2013 Cuma


İnsan varlığı ,deliliğe gönderimde bulunmaksızın
anlaşılamaz.
İnsan,deliliği özgürlüğünün sınırı olarak içinde
taşımaksızın,insan olamaz.

-jacques lacan-

18 Temmuz 2013 Perşembe



O mavi gözlü bir devdi
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,bahçesinde ebruli hanımeli açan ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için hazırlanmıştı ki devin,
Yapamazdı yapısını,çalamazdı kapısını bahçesinde ebruli hanımeli açan evin.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın,rahata acıktı kadın.
Yoruldu devin büyük yolunda.
Ve evlada deyip mavi gözlü deve,
Girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruli hanımeli açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev ,
Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
Bahçesinde ebruli hanımeli açan ev..
-nazım-

benzetim 1




Nemli odaların kuru düşlerini paylaştırıyordu izi dahi kaybolmuş zamanlarına.Yürüdükçe ayaklarında beliren izler,serzenişlerine kafa tutuyordu.Tarihin değişken sözcüklerini ayırt edemezken zihni hislerini dinlemeyi reddediyordu.Karşı çıktıkça yeni bir yüze bürünüyordu.Belirsizlikler..Her solukta kendine yeni bir yol çizen ve belirli hale gelen nedensellikleri.Değişken kurallarını yıkıyordu,içindekilerden soyutlarken kendini.


Boş bıraktığı her bir soruda kendine güçlü adanışlar kuruyordu antik kentlerin unutulmuş basamaklarında.Zamana meydan okuyan heceleri dile geldikçe  okur yazar oluyordu hisleri.Eli kalem tutan hisleri sancılarını geride bırakmak için direniyordu şimdi ve başarıyordu.Suskunlaşıyordu her geçen gün..Sustukça duyarsızlaşıyordu.Uzaklaştıkça küçülüyordu devleştirdiği her şey..Gülümsüyordu sadece..Yalnızlığına eş oluyordu içsel kazanımları.Yalınlığın verdiği haz ile gülümsüyordu.Başa sardığı her melodide yenileniyordu ruhu.Karaladığı kağıtların parmaklarında bıraktığı izler gibiydi yarınsallığa bakışı.


İşte şimdi devrik cümleler ile deviriyordu çürümeye terk ettiği hislerini..


.

Ad

E-posta *

Mesaj *