.

.

14 Aralık 2013 Cumartesi

.............





''Dinleyin Sürüngenler
Sizler özel değilsiniz,
Sizler güzel yada eşi benzeri olmayan
kar tanesi de değilsiniz,
sizler işiniz değilsiniz,
sizler paranız kadar değilsiniz,
bindiğiniz araba değilsiniz,
kredi kartlarınızın limiti değilsiniz,
sizler iç çamaşırı değilsiniz,
Sizler herkes gibi çürüyen birer organik maddesiniz..!
Bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden pislikleriyiz. Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz …


ceviz çalışma masasının karşı tarafında oturup tanrı’yla bir görüşme yaptım. arkasındaki duvarda diplomaları asılıydı. tanrı bana dedi ki: “neden?”
neden bu kadar acıya sebep oldun?
her birinizin kutsal, eşsiz bir kar tanesi olduğunu anlayamadın mı? eşi bulunmaz eşsizlikte, eşsizin de eşsizi bir kar tanesi olduğunuzu göremedin mi?
hepinizin sevginin tezahürleri olduğunu anlamıyor musun?
karşımda oturmuş, bir not defterine bir şeyler karalayan tanrı’ya baktım. ama tanrı bu meselede tamamen yanılmaktaydı.
bizler eşsiz değiliz.
süprüntü ya da pislik değiliz.
biz sadece biziz.
biz sadece biziz ve hayatta başımıza gelenlerin bir nedeni yok.
tanrı diyor ki: “hayır, bu doğru değil.”
peki. öyle olsun. tanrı’ya akıl öğretmek bana kalmadı ya.''

13 Aralık 2013 Cuma

...........


Sütten kesilen her bebek vodkanın boğumunda yer bulur kendine. Duvarlardaki her bir hücrede kendine yer bulan ruhum kahkahalarla sarsar kayadan yüzleri. Yüzler parçalanır,yüzler un ufak olur… Acımsı tatlar bırakır dökülen saçların kırılmış kırgınlığında ..

Beyazlaşan saçlar esmer yüz’e bulutlar sunar, biraz dostluk, bir parçada güneş.. Sesin sessizliği çırpınır nehrin en sığ yerinde. Siyahlar içindeki yüz’e en çok siyah yakışır yine. Alacasında günlerin… Hep bir parça yarım kalan cümlelerin hesabı başlar gecenin unutulmuş saatlerinde. Hoyratlığın damarlarına akıttığı dizeleri bir yudumda içer beyaz rüyadan uyanan gözler …


Gözlerimde biriken zehirimsi ’ lere iğneler batırılır ,
 batırıldıkça acıya duyarsızlaşan bedenim  lal olur .. Sonra yine dökülür içindeki yalnızlığına .. Başıboş düşler kurar dokunduğu bir o kadar da uzaklaştığı ile .. Bir yudum vodka tadı gelir, ağzında yuvarladığı kelimeleri konuşamazken ..


Esmer yüz, hücrelerini hapsetti karanlığa .. Yok olmaya yüz tutuyordu.. Elleri ve bakışı rüzgara sunuluyordu.. Sonra  karanlığa, isimsiz hislerinde.. Her dizede onun adını çiziyordu usulca yok ettiğini sandığı yüz’ de yeniden var oluşunu kutladığı gecelerde.. Yine üşüyordu yalnızlığında .. Beklediği , bir gün gelecekti belki.. Dizeleri gülümseyecekti ona, o göremeyecekti.. Her defasında ‘hayır olmadı’ dediği satırlar başka ruhlara yeni dokunuşlar sunuyordu… O, yine bilemeyecekti ..

9 Aralık 2013 Pazartesi

!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!



''İşte bugün doğuyorum közlerimden,ki közlerim yorgun,közlerim bencil.artık hiçbir başarısız acıtasyon hikayenin demirbaşı olmıcam.gülemiceksin ey dost arkamdan,zaten önümde de olamıcaksın ki. 

Yediğim tokat öyle böyle diil annem.med cezirlere kapatıcak kadar çaresiz hemde...stajlarımda yetim kalmış hangi duygu varsa aşacağım.yürü babam yürü metinlemeleriyle kendimi betimlicem belkide.ama yürücem.kimseye ilişmeden kimseyle itişmeden.yok mu yavrum bunun bi kitabı.yok mu sanki dolapta yedek rakı...üzülmicem,üzüldükce fahişeleşmiş duvarlarıma küsücem.üzüldükce,ahımı alıcaksın dengesiz melankolik furya...takoz düşmicem tekerine.tekelleşmicem kimseye.anlamıcaksınız beni.ama asla anlatmıcam heyecanlı heyecanlı.ama sende kovalamıcan acı,baktın başaramıcak gibiyim, torpiline sığınıcam...

hızımı kesmicen hayat,yorgun düşmicem arkanda.ellerim titremicek dumanından yeşillik.hiçbir kaldırıma ot bitmicem.sözümdür sana dönüşüm olmıcak tehlikelisinden...yazım hatalarıma takılmıcan sende okur!ben heyecanlı yazdım sen heyecanlanmıcan benim kadar.ben inadına mahvedicem.sen inadına yardım.sen inadına yazıcan ve yaşıcan ben okucam inadına.anlaştık mı?
 
sizi asla sevmicem yürekten,sizde acıtmıcaksınız körü körüne...ne ben olucam boşlukta nede boşluk kafa karıştırmıcak bu denli.kırmızı yelekler giyicez kırmızı ışıklarda.gösterişimiz olucak.övünücez yalnızlıkla...saygım hep mevcut.ama kullanılabilir bakiyem bitmek üzere.nede olsa benciliz artık...SAYGILARIMLA... ''-p.a.-

...

'' takoz düşmicem tekerine . tekelleşmicem kimseye. anlamıcaksınız beni. ama asla anlatmıcam.''-p.a-

8 Aralık 2013 Pazar

Yeniden Doğuş



''Tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.
Ben bu ayette seni ah çektim, ah
ben bu ayette seni
ağaca ve suya ve ateşe aşıladım.
Yaşam belki
uzun bir caddedir, her gün filesiyle bir kadının geçtiği,
yaşam belki
bir urgandır, bir adamın daldan kendini astığı,
yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur,
yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişi,
şapkasını kaldırarak,
başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen.
Yaşam belki de o tıkalı andır,
benim bakışımın senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı
ve bir duyumsama var bunda
benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim.

Yalnızlık boyutlarındaki bir odada,
aşk boyutlarındaki yüreğim,
kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
ve senin bahçemize diktiğin fidanı
ve bir pencere boyutlarında öten
kanarya ötüşlerini.

Ah..
Budur benim payıma düşen,
budur benim payıma düşen,
benim payıma düşen,
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür,
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette,
benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.

Ve "ellerini
seviyorum" diyen
sesin hüznünde ölmektir.
Ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklar.
Küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.
Bir sokak var orada,
aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar
bir gece rüzgarın bizi alıp götürdüğü.
Bir sokak var benim yüreğimin
çocukluk mahallesinden çaldığı,
zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini
bilinçli bir simgenin oylumu
aynanın konukluğundan dönen.
Ve böylecedir,
birisi ölür
ve birisi yaşar.
Hiçbir avcı,
çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.
Ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan...''
 
   Furuğ Ferruhzad
( 1935 - 1968 )
  









.

Ad

E-posta *

Mesaj *