.

.

31 Temmuz 2015 Cuma

iz..

Uzaktan gelen birkaç valiz dolusu eşyanın anımsattıklarıdır yaşanmışlıkların izleri. Birkaç not defteri üzerine belirli belirsiz yazılmış cümleler.. Kurumuş çiçekler ve perdesi hiç açılmayan bir oda. Güneşe hasret yüzler kadar onlar da içinde saklıyordu tüm birikenleri. Tarihin dile gelemeyen söylemleri kadar geceye aşinadır geride kalanların deyişleri. Yalınlığa göz kırpanlar güne merhaba diyenlerin geride bıraktığı geceden seslenir. Seslenişler her geçen gün artar ve biraz daha sesini azaltır. Azaldıkça sesler, gölgeler büyür ve tüm dünyayı kaplar. Dünya bir gölgeden ibaret hale gelir. Günün geceye içinden söyledikleridir kalemime yansıyanlar. Bilinmeyen bir dizenin anlamsız kelimelerinde yer bulur kendine. Alaca karanlıkta yürüyenler eşsiz sesleriyle seslenirler tüm insanlığa. Bir bekleyişin yitirilemeyen son duruşunda alenileşir gözlere gelip konuk olanlar..

30 Temmuz 2015 Perşembe

dokuz dakika...


Duvarların bağı çözülürken gün sayan bir tutam yeşildir yarını bekleyenlerin hayali. Koyu mevsimler gelir durur yanı başında güne düşürülen notlardan beklentisi olmayanların. Güneş görünürken tozu alınmış tepelerde öncesizliğin kıvamındadır yaşamdan alınan tatlar. Dosyalıyorum hüzünlerimi. Geceden boynu bükük beni bekleyen kalemimin yanında serpiliyor bir başka umut. Hüzün ve umut birbirine çok uzak iki yaren. Geceye karşı duran. Duruluşlar ve dokuz dakika kurulan hayaller. Kaç dakika kaldı diye sormadan beklentisiz ve özünü görerek gelinen tek kişilik seyahatlerdir gelinen nokta. Şimdi noktalar birleşiyor…. Düşünen insan şekline dönüşüyor noktalar. Cazibesini yitiren bir kadının sadece gözlerindeki ışığı yitirmemesi gibi öykülerdeki kahramanları unutmuyor harflerle resim çizenler. ..çizdikçe yenileniyor gözlerdeki tüm ışıklar. Dakikaların dahi hesapsızlığı beklemesi gibi olası bir düştür gözlenen….

29 Temmuz 2015 Çarşamba


''beden ölür, su bulanır
ruh tereddüt eder
ve rüzgar unutur, hep unutur
ama alev aynı kalır''-danıel martin-

28 Temmuz 2015 Salı

..

"İyi insanlar cennete gider" değil, iyi insanlar nereye giderse cennet orası olur.
-Osho-


22 Temmuz 2015 Çarşamba

sayfalar ...

Göçmenlerin konuk olduğu öyküler ve belirsiz bir müzik başlar akşamın solgun bir o kadar da parlak renginde. Hangi günün notudur bu tarihi belirtilmeye üşenilmiş de olabilir yok sayılmış da… Harflerin beli bükülüyor saatlerden kaçıyor harfler bir araya gelmekten, cümle olmaktan ruha bürünmekten.. Saten, siyah, eskimeye yüz tutmuş kıyafetin başlangıç tarihini mi tutuyordu biri aklında? Yaza inat sararan yapraklar , kışa inat yeşerenler suyun ayak seslerini beklemekte. Ağaçların gölgesi ve tüm dünyayı saran kolları adanmışlığın resmini çiziyor pervasızca.

Figüranların ağır aksak yürüyüşü aynı cümleleri tekrar eder sanki. Rollerin karıştığı bir senaryonun bitimine adanır kırpılan esrarengiz saçlar. Karanlığın seyridir bugünün hüznü. Ruhlarda biriken kalem izleri görülmek için yarışır adeta. Bir kıyıdan görülmek en büyük tablosunu oluşturur bulanık zihinlerde. Büyüklüğün keşfi akşamın tebessümünü arar evet bu defa belirgin yüzlerde. Dokunaklı bir sancının ertesinde gizlenir giz’den nasibini alamayan muammalar. Rengarenk bir bakıştır sayfalarda birikenler. Renklerin her yansımasında yeni şekillere bürünür tüm sayfalar…

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Mılan Kundera - Yavaşlık



‘ dansçılara saldırmak istediğimi düşünüyorsan yanılıyorsun. Ben onları savunuyorum. Dansçılara karşı tiksinti duyan ve onları karalamak isteyen kimse her zaman aşılmaz bir engelle karşılaşır: onların dürüstlükleri. Çünkü durmadan halkın karşısına çıkarak , kendini kusursuz olmaya mahkum eder dansçı; o Faust gibi şeytanla sözleşme yapmadı. Sözleşmeyi melekle yaptı. Yaşamını bir sanat yapıtına dönüştürmek istiyor ve bu işte melek ona yardım ediyor; çünkü unutma ki bir sanattır dans! Kendi yaşamında bir sanat yapıtının malzemesini görme saplantısında yaşar dansçının gerçek ruhu; ahlak konusunda söylev çekmez, onu dansa dönüştürür! Yaşamın güzelliğiyle dünyayı heyecanlandırmak , dünyanın gözünü kamaştırmak ister! Bir yontucunun yapmakta olduğu heykele vurgun olması gibi, kendi yaşamına aşıktır dansçı! ‘-s.24-

‘’ peki nedir dünya? Yüzü olmayan sonsuzluk! Bir soyutlama, bir soyut kavram.’-s.29-

‘ ahlak kurallarının zorbalığından kurtulmak ve bütün erdemlerin en yücesi olan ağız sıkılığını korumak gerekir.’-s.33-

‘ her şey düzenlenmiş, ayarlanmış, yapay, her şey bir oyun, hiçbir şey içten değil ya da başka bir deyişle , her şey sanat. Öyleyse: geciktirimi, kesinsizliği uzatma sanatı, daha iyisi esrime, coşum  durumunda olabildiğince uzun kalma sanatı.-s.34-

‘ bir zaman parçasına biçimin damgasını vurmak, güzelliğin ama aynı zamanda belleğin zorunluluğudur. Çünkü şekilsiz olan şey kavranılmaz, bellekte tutulamaz.’-s.35-
‘YAVAŞLIK İLE ANIMSAMA HIZ İLE UNUTMA ARASINDA GİZLİ BİR İLİŞKİ VARDIR… YAVAŞLIĞIN DERECESİ ANININ YOĞUNLUĞUYLA DOĞRU ORANTILIDIR; HIZIN DERECESİ UNUTMANIN YOĞUNLUĞUYLA DOĞRU ORANTILIDIR.’-s. 36-

‘ ünün niteliğinin değişmiş olmasının herhalde birkaç ayrıcalıklıdan başkasını pek ırgalamadığını söyleyebilirsiniz. Ama yanılıyorsunuz. Çünkü ün yalnızca ünlü insanlarla ilgili değil herkesle ilgilidir. Günümüzde, ünlü insanlar dergi sayfalarında, televizyon ekranlarında boy gösteriyorlar, herkesin imgelemini istila ediyorlar. Ve herkes ancak düşlerinde bile olsa, bir ünün ( meyhanelere giden Kral Vadav ’ın ününün değil, on yedinci yer altı katındaki banyo teknesine gizlenmiş olan Prens Charles’ın ününün) nesnesi olabilmeye can atıyor, akılları fikirleri böyle bir olasılıkta. Bu olasılık herkesi gölge gibi izliyor ve hayatın niteliğini değiştiriyor; çünkü ( ve bu var oluş matematiğinin çok iyi bilinen bir başka tanımıdır) canlı varlığın eline geçen her olanak, en az olası olanı bile, varlığı tepeden tırnağa değiştirir.’- s. 38-

‘ çünkü aşk, tanım olarak, hak edilmemiş bir armağandır; hak etmeden sevilmek, gerçek aşkın eksiksiz kanıtıdır.’-s.43-

‘ … insan dipte silah sesleri duyulur, yukarıya Azrail dolaşırken ön sahnede acı  çekerse Yüce’dir Güncel Olay.’-s.52-

‘ … insanlar, bir insanın talihini, görünüşünün, yüzünün güzellik ya da çirkinliğinin , boyunun durumunun , saçının olup olmamasının belirlediğini düşünürler. Yanılgı.her şeyi saptayan sestir.2-s.57-

‘ çağımız hız iblisine teslim ediyor kendini ve bu nedenle kolayca unutur. Oysa bu savı tersine çevirip şöyle söylemeyi yeğliyorum: Çağımızda unutma arzusu bir saplantı haline gelmiştir, bu arzuyu tatmin etmek için hız iblisine teslim olmuştur çağımız; kendi anımsamak istediğini bize anlatmak için hızını artırır; çünkü kendinden tiksinmektedir; belleğin küçük titrek alevini söndürmek istektedir.’-s.102-

16 Temmuz 2015 Perşembe

Og Mandino - Dünyadaki En Büyük Satıcı

Og Mandino’nun hayatı çeşitli başarısızlıklardan sonra okuduğu bir kitapla değişir. Herhangi bir değerli hedefe ulaşabilmek için mutlaka bir bedel ödemek gerektiğine ilişkin başarı felsefesine inanır. Bu cümle onu “Dünyadaki En Büyük Satıcı”yı yazmaya motive eder. Bir fikir veya ürün satacak olan herkesin burada geçen ilkeleri uyguladığı takdirde başarıya ulaşacağını söyler.

Hikâyelerle başlayan kitapta ana 10 ilke var. Büyük tacir Patros’un Deve çobanı Hafid’e tavsiyeleriyle başlıyor. “Zenginlik hiçbir zaman ana amaç olmamalı. Kendinle barışıklığı ve huzuru amaçla. Gerçek zenginlik yüreğindedir. Yoksulluğu, yetenek ya da tutku yoksulluğu olarak görüyorum” diyor.

“Satıcılıkta engeller başarı için gereklidir, çünkü bütün mesleklerde olduğu gibi, zafer ancak birçok mücadeleden ve sayısız yenilgiden sonra gelir. Demek ki her mücadele, her yenilgi senin becerilerini ve gücünü, cesaretini ve dayanıklılığını arttırır. Yani her bir engel, seni daha iyi olmaya zorlayan yoldaşındır.”

“Hiçbir zaman deneyip başarısız kalmaktan utanma, çünkü hiçbir zaman başarısızlık tatmamış kişi, hiçbir zaman bir şey denememiş kişidir. Kazanma kararlılığın yeteri kadar güçlü olursa, başarısızlık yakana yapışamaz.”

Deve çobanı küçük Hafid’in ustası büyük tacir Patros’tan devraldığı, başarı ve mutluluğun sırlarını gizleyen on parşömen, on ilke.

1. İlkede: Bu gün yeni bir hayata başlayacağım.

Aşırı tecrübeye karşı olan yazar, “tecrübeye aşırı değer biçenler, bilgelikle kafa sallayıp budalaca konuşan ihtiyarlardır” diyor.

Başarısızlık, ne olursa olsun, insanın hayattaki amaçlarına ulaşamamasıdır. Gerçekte başarısız olanlar ile başarılı olanlar arasındaki tek fark alışkanlıklarının farklı olmasıdır. Her türlü başarının anahtarı alışkanlıktır. Kötü alışkanlıklar, başarısızlığa açılan kilitsiz bir kapıdır. Bu gün yeni bir hayata başlayacağım, güzel alışkanlıklar edineceğim ve onların kölesi olacağım. Eylemlerimi iştah, tutku, önyargı, açgözlülük, sevgi, korku, çevre alışkanlık yönlendiriyor. Bu hükümdarların en zorbası ise alışkanlıktır. O zaman iyi alışkanlıkların kölesi olmalıyım.

Her gün zihnimde tekrar edeceğim. Her gün bunları tekrar edersem, bunlar benim aktif düşüncemin bir parçası haline gelecektir. Her eylem tekrarla kolaylaşır. Bu şekilde yeni ve iyi bir alışkanlık doğar. Eğer bir davranış sürekli tekrarla kolaylaşırsa bir zevk haline gelir. Bunu sık sık tekrarlarsam, bir alışkanlık haline gelecektir.

2. İlke: Güç bir kalkanı delebilir. Ama insanların kalbini yalnızca sevginin görünmez gücü açabilir. Düşmanlarımı öveceğim ve onlar dostlarım olacak; dostlarımı yüreklendireceğim ve onlar kardeşlerim olacak. Her zaman övgü nedenlerini araştıracağım. Hiçbir zaman dedikodu, karalama yapmayacağım.

3. İlke: Başarana kadar sebat edeceğim. Sebatla tekrar edilen küçük çabalar, her girişimi tamamlayabilir. Nefes aldığım sürece ısrar edeceğim.

4. İlke: Ben kâinatın en büyük mucizesiyim. Başkalarını taklit etmek için boş çabalarda artık bulunmayacağım. Tersine eşsizliğimi pazaryerinde ortaya koyacağım. Zaman akmaya başladığından bu yana aklımın, kalbimin, gözlerimin, kulaklarımın, saçlarımın bir başka eşi yoktur. Daha önce benim gibi bir başka kişi doğmadı.

5. İlke: Bugünü, son günümmüş gibi yaşayacağım. Bana bahşedilen bu son değerli günde ne yapmalıyım? Dünü unuturken, yarını da düşünmeyeceğim. Şimdi’yi niçin belki’ye feda edeyim? Bugünün yolunda yürürken yarının işlerini yapabilir miyim? Sahip olduğum her şey bugündür ve bu saatler şu an sonsuzdur. Yalnızca bir hayatım var ve hayat bir zaman ölçüsünden başka bir şey değildir. Eğer birini harcarsam, ötekini yok etmiş olurum.

6. İlke: Bugün duygularımın efendisi olacağım. Daima akıl, duyguların önünde olacak, duygulara hakim olacak. Duygular aklın kontrolünde olacak.

Eğer ruh halim uygun değilse, o günüm başarısız olacaktır. Düşüncelerin davranışlarına hükmetmesine izin veren zayıftır; davranışların düşüncelerini denetlemesini sağlayan ise güçlüdür. Kendimi önemsiz görüyorsam, hedeflerimi düşüneceğim. Kendime aşırı güveniyorsam başarısızlıklarımı anımsayacağım.

7. İlke: Dünyaya güleceğim. Kendisini çok ciddiye alan bir insan kadar gülünç bir şey yoktur. Ne zaman keyfim kaçacak olsa, alışkanlık haline gelinceye kadar bunu tekrar edeceğim. “Bu da geçer.” Çünkü dünyevi olan her şey gelip geçicidir. Yüreğim daraldığı zaman, bunun da geçeceğini düşünerek teselli olacağım. Eğer her şey geçici ise, niçin bu gün için endişe duyayım ki? Mutlu olmak için gayret göstermeyeceğim, bunun yerine kederli olmayacak kadar meşgul olacağım. Her gün, yalnızca gülerek başkalarını güldürdüğüm zaman, zafer olacaktır.

8. İlke: Bu gün değerimi yüze katlayacağım. Günle, haftayla, ayla, yılla ve hayatımla ilgili hedefler koyacağım. Hedefler koyarken geçmişteki en iyi icraatımı dikkate alacak ve bunu yüzle çarpacağım.

9. İlke: Düşlerim değersiz, planlarım yanıltıcı, hedeflerim imkansızdır. Eylem ile tamamlanmadıkça, tümünün hiçbir değeri yoktur. Başarımı besleyecek ve sulayacak olan şey, eylemdir. Şimdi harekete geçeceğim. Başarı beklemez. Eğer ertelersem, başkasıyla nişanlanır ve onu ebediyen kaybederim.

10. İlke: Büyük bir felaket ya da keder anında Allah’ına sığınmayacak kadar imanı zayıf olan var mıdır? Haykırışlarımız bir çeşit dua değil midir? Aradığım yol gösterme gerçekleşebilir ya da gerçekleşmeyebilir. Ama her ikisi de bir cevap değil midir? Bir çocuk babasından ekmek ister ve ekmek yoksa baba çocuğa cevap vermiş sayılmaz mı?”



15 Temmuz 2015 Çarşamba

eski zamandan kalma..


Çok eski zamanlardan kalma; dostlardan gelen mektuplar, gazete küpürleri, teksir kağıtlarına yazılmış türküler, kitaplardan alınan notlar, özenle saklanmış küçük hediyeler… Tekrar bakıldığında neler hissettirir, insanı alır götürür uzaklara. Tıpkı önceden okunan bir kitabın yıllar sonra tekrar okunduğunda bıraktığı tattır hissedilen. Geçmiş zamanların tozu alınır adeta farklı duyumsayış ve özümseyişler.. Kimbilir o zamanlarda notlar alınırken hangi hislerin eşiğindedir insan. Sorgulamayı öğretir biraz da. Unuttuğunu sandıklarını hatırlatır..

mektup

I

'' Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık
Yağmurlu güvertedeki türküm
Sana yaklaşmaya vesiledir
Yoksa canım, seni unutmak için değil.
Senden sonra ancak anlaşılır
İnsanoğluna öğretilen yalanlar.
Senden sonra anlaşılır ancak
Boşluğu herşeyin.
Seninle beraberdir dolu kadehler
Şaraplar seninle aziz
Cigaralar seninle tüter
Ocaklar seninle yanar
Yemekler seninle yenir.

II

Senden bahis açılmadıkça susmak isterim
Senden bahis açılmaya vesiledir.
Kınalıada, vapur, deniz, yunus
Şimdiye kadar neden gökyüzü değildi
Niye böyle oldu
Neden kitapları severdim?
Bu şehirde ikimiz birden nefes alıyoruz
Yoksa neye yarardı bu garip şehir?...''
sait faik abasıyanık

asiye


'' doğru söz etkili olabilir ; ama hiçbir söz yerinde bir susuş kadar etkili olamaz.' -mark twain-


Hani bazen aniden bir bardak kırılır irkilirsin sonra cam parçacıklarını toplarken bir tanesi batıverir parmağına. Günlerce çıkarmaya çalışırsın kızaran, her dokunduğunda canını acıtan cam parçacığını. İşte onun gibidir bazı iç burkulmaları. Tüm damarların yerinden oynar ani iç geçişleri, kozmik saplantılar.. Bir anda gökyüzünü ararsın darmaduman evin içinde. O günlerden biriydi. Asiye, tüm hırçınlığını takınmıştı yine. Aslında istemiyordu hırçın olmayı. Söz geçiremiyordu kendine.

Annesi gittiğinden beridir içinde biriktirdiklerini kusmuştu adeta. Annesi bir aylığına hasta olan teyzesinin yanında kalmak için il dışına gitmişti. Gün sayıyordu. Annesinin gittiği günün tarihini takvimden koparmış saklıyordu kalem kutusunda. O gün önemliydi kendisi için çünkü ilk kez bu kadar ayrı kalıyorlardı. Normalde yemekten, ev temizliğinden anlamayan Asiye mecburen yapıyordu. Aslında yapınca en iyisini de yapardı. Sadece canı istemeliydi. Ailedeki diğer bireyler ise onu, güzelliğinden başka bir şey düşünmeyen, evden haberi olmayan olarak nitelerlerdi. Ama o kendisini asla öyle görmezdi. Bu kalıplardan ne yaptıysa sıyrılamadı. Biliyordu ki bu kalıplar, gece ile gündüz  bir gün yer  değiştirirse ancak değişebilirdi.

Asiye anlıyordu annesinin kıymetini her salise. Her şeye kalkan olduğunu ve evin sadece sembolik değil işlevsel döngüsünün onda başlayıp onda bittiğini.  Anlıyordu, anlıyordu, anlıyordu.. Daha çok şey anlayacaktı. Kızılca kıyamet avazı çıktığı kadar bağırmak yerine sussaydı ya hani. ‘’Bazen en yakınındakine söz geçiremezsin çünkü yedi yabancı olarak gördüğüm kendini aileden sayanların varlığına dahi katlanamazken bu karmaşıklık da neyin nesi ?’’ diye sorup durdu bana gece boyunca başımızın üstünden geçen esintinin eşliğinde. Tek derdi yakınındakileri kötülüklerden uzaklaştırmaktı oysa. Fallar kapattı, dualar etti, ettirdi, niyetlendirilip rüyalar görülsün istedi maalesef ki hep şer ile sonuçlandığını bile bile vazgeçmiyordu yakınındakiler zarar verenlerden. Kurtaramıyordu anlamsız girdaptan. Aklı almıyordu bir kez dahi görmediği birinin kendinden daha çok etkilemesini yakınındaki aile bireylerini.


Yıldızı pek parlak değildi. Söyledikleri önemsenmezdi ama yine de konuşurdu dilini tutamazdı. Bir kere kötü biliniyor ya ne dese iyiye anlaşılmazdı, bilirdi.  Ah Asiye sen mi düzelteceksin eğri çarkı. Dönencelerin bile yerini değiştirirdin zihninde ama onları vazgeçirebileceğin dahi zihnine uymazdı, uyduramazdın. Saatlerce konuşmaların boşa gitmişti yine. Bırakıver, görmeyiver, duymayıver. Kendini heder etsen de değişmeyecek onların zihnindeki ‘sen profili’ ve vazgeçiremeyeceksin. Toprağa karıştırdığın suyla yaptığın şekillerdeki duruluk yoktu artık. Zehir katılmıştı, zehirlenmişti gördüklerin. Unut Asiye, o günü unut parmağındaki cam parçacığını çıkar.

14 Temmuz 2015 Salı


''  Geçti gitti hepsi artık. Yürü hadi... Yürüyelim... Bak önümüzde uzun yıllar var... Ben hep yanında olacağım... Hadi gel gir koluma...''-L.E.-

günün içinden


'' ne mi kalır benden sana
kıpraşan civasıyla
menevişli göller kalır, hazır sırdaşın olmaya..''



13 Temmuz 2015 Pazartesi

sözsüz

Kimyasal mutlulukların başladığı yerde tükeniyordu söyleyişler. Dar yolların geçit vermez kaldırım taşları parmak uçlarında hikayeler yazıyordu. Bilinmez bir dilin biçare kör mahzenlerinde gizlenen sevilere tanık oluyordu zihni. Fallara kapatılan fincanlardan arta kalan telvelerde son buluyordu günün izlenimleri. İmgeler duru bir sezgiye ellerini uzatıyor ılık bir  yel konuk oluyordu şiirli gecelere. Ussal dayanakların kendini yeniden var ettiği dakikaların başlangıcıdır şimdi….

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Durduğum yükseklikten sarp gölgeler halinde aşağı inen dondurucu şehir, en altta, ayın altında uyuyor.
Bilincin hangi umutsuzluğudur, var olmanın, kendime tutsaklığımın hangi sıkıntısıdır beni dört bir yandan istila edip dışarı taşmayan, varlığımı yumuşaklık, korku, acı ve perişanlıkla baştan kuran.
Saçma bir hüzünde bu ne anlatılmaz, ne biçim bir aşırılık; her şeyden yetim kalmış ne yakıcı ve metafiziksel olarak ne kadar da bana ait bir acı...
Fernando Pessoa / Huzusuzluğun Kitabı ( HK 479 syf: 556)


1 Temmuz 2015 Çarşamba

hatırlamak

Aborjin Duası
·        Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni dilerim,
·        Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.
·        Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.
·        Ruhunu canlı tutmana yetecek kadar Mutluluk diliyorum.
·        Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek Kadar acı diliyorum.
·        İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar Kazanç diliyorum.
·        Sahip olduğun her şeyi takdir etmene Yetecek kadar kayıp diliyorum.
·        Son elveda'yı atlatmana yetecek kadar 'Merhaba' diliyorum.

Aborjinlerin insanlara, vedalaşma sırasında söyledikleri...

"HER ŞEY YETERLİ OLSUN"...  şöyle açıklıyorlar:

·        'Her şey yeterli olsun' dediğimizde, karşımızdaki kişinin onu ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmesini dileriz,"
·        "Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.
·        Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.
·        Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.
·        Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.
·        İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.
·        Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.
·        Son 'Elveda'yı atlatmana yetecek kadar 'Merhaba' diliyorum." demek isteriz.

·        Sizin için de her şey yeterli olsun.

.

Ad

E-posta *

Mesaj *