30 Nisan 2016 Cumartesi

gece

''Ne gelir elimizden insan olmaktan başka

Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.
Hiçbir şey! Kimse bir gün gözlerimi sevmeyecek, biliyorum
Kimse bir gün kimseyi sevmeyecek korkuyorum...''

Edip Cansever 



Gecenin orta yerinde taşların sesi hüküm sürer. Gökyüzünde bilindik bir sükunet… Sessizliğin hecelemesi başlar okumaların bittiği yerde. Bu defa koyu karanlığa meydan okur sesiz galibiyetler. Alt edişlerin düzenbazlığı kaotik bir evrilmeye müpteladır. Yollarda kuruyan yapraklar varlığın kanayışlarına hapsolur. Beklenenlerin mistik sezgileri keşif halindedir. Akışkan hale gelen tanımsız bir maddeye dönüşür ortaya çıkanlar. Seyir haline geçer sabaha karşı yağmur ile konuşanlar. Yağmur sebat eder gününü bekler. Ağaçlar istekle bekler yağmuru… Kilim desenleri konuktur duvarları aşınmış evlerin kanat çırpan biçareliğine. Sus payı bırakmalı insan biraz da.  Sustukça büyüyen, ilerleyen, bağımsızlaşan benlik özünde kendine yeni odalar inşa eder. Yaşantı biriktirip sonradan hepsini yok etmek için tüm izlerden kurtul(an) adam şimdilerde anlıyorum seni. İzlerin donukluğu biriktikçe anlamsızlaşırmış.-anlam aramak da neyin nesi?- Hizalamadan kurtuluyor tüm desenler. Irak bir kentin izbe bir sokağında yer buluyor kendine akıldan geçenler. Bırakıyor kendini tortullaşmış tüm desenler kıyının en sığ yerinde. Gizil duyuşlar selamlıyor  geceleri… Un ufak olan yapbozlar şimdi daha net. İzlenimlerin bıraktığı tüm izleri savuruyor şimdi gece. Bağımsızlaştıkça kendileşen bir tanrıça misali…. – 02.21- 30 nisan-

27 Nisan 2016 Çarşamba

--

Her şeye ağır basan tek bir düşünce var: Buradan uzaklaşmak.

Werner Herzog


24 Nisan 2016 Pazar

gizem


“Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir.” Charles Baudelaire
Ağaçların gölgesine sığınır yolda bekleyen hayaller. Bulutlar kümelenir eşlik eder yalnızlığın eşsiz güzelliğine. Gülümseyişler de kanar mı ? Kanmaz artık sahteliklere. Serzenişlerin kızıllığı sarar tüm evreni. Sükunetin gizemidir ağaçlara sarılan. Esrarengiz bir kitap ismidir yol alışlar, notlardan düşürdüklerim isimsizliğin suretine bürünürler. Yokluğunda daha iyimser olduğun tüm dikenliler ıraklaştıkça özümsenir mavilik. Sabah kahvesine eşlik eden bir çağrışımdır bizi yarınlara çağıran. Dallardaki çiçekler konuşur heybesinde umut taşıyanlar göz kırpar uzaktan. Toprak yarenlik eder ve her daim canlılığın simgesi ağaçlar….




23 Nisan 2016 Cumartesi

kül



''Bahis Aşk olunca harladı dimağ…

Gönül, örtbas ededursun elzem yaralarını, 
Melekler bin pare,
Dil ruba teranesinde bir nağmede, 
Şehnaza niyaz halinde...
Hasbelkader değil bu kavruluş,
Kıyası yok hiçbir âlemde,
Köhne yığıntılarla bulanan ruh,
Azat vaktinde.
Can çürürken bedende,
Bıraktı zar zor zapt ettiği gözyaşlarını,
Yağdılar yâr üzerine palas pandıras süratle.
Olup olacağı buydu işte…
Sersefilce esti bir Saba
Arz-ı Cemali yasaklı bir Malihulya…
Evvelallah !
Aşk-ı Şeyda uğruna yanmayı da biliriz, 
Âlem-i Ekberde taş olup susmayı da…''-g.a.-






21 Nisan 2016 Perşembe

gül

“Oysa yürüyüp gitmemiz lazım…”
Birhan Keskin

geride kalan sadece bir güldü.. bir yıl oldu gidişinin ardından dün gibi derler hani...  bugün sanki ilk dersteki gibi saygı ile hoşgörü ile yanımızda hissettik seni ... kelimeler anlatamazdı olan biteni.. sesini bir yıl aradan sonra duymak yaşıyormuş gibi sanki bir adım ötemizdeki gibi... hıçkırıklara boğulurken sesin sakinliği güç veriyordu.. gülümserken hıçkırıklara boğulmak.. hiç gitmemişsin gibi.. gözlerimizin kızarıklığında düşen her damla yaş yeniliyordu belki bizi.. acıya dayanma gücü , sabır ve kabulleniş...öğretmeye çalıştığın her kelime zihnimize kazınırken en çok adaleti ve saygıyı vurguluyordun.. güne düşen izler ve geriye kalan sadece bir gül...









                                                                        ............

19 Nisan 2016 Salı

birbaşınalıktan1

Açılıyor kapılar. Uzlaşının bir adım ötesinde durmalı özdeyişlerin sesi. Her adım yüzlerde donuk ifadeler bırakır. Eylemsizliğin koyu gölgeleri sunar bakışlarını… Oysa geceydi. Kendi duyumsayışlarında yiten bir sönüklüktür geceyi kendinden eden, yollara sürgün bırakan. Her deyişten kelimelere tutunur yüzlerin başka renkleri.. Renkler yol ayrımında cansızlığın nabzını tutanlardan ıraklaşır, soluklar bir kalemde tükenmez.. Alacaklıdır zamandan, yarı yolda emanet edilen düşler. Yetebilmenin uyumunda donuk karalamaları çıkarıyor sayfalar. Geride biriken tüm dakikaların yok olması kalır. Yok olur sabır ile yok olmaları izler. Uzaktan baktıkça görebildiğin tüm aldanmışlıkların kül olur. İzlemek istersin. Yok oluşları. Bir zaman var olan şimdi adını dahi hatırlayamadığın tüm çırpınışların sana ait  olmadığını anlarsın. Zihin evrilir, dakikalar kıymetlenir. Gülüşler yenilenir. Tüm fazlalıklardan arınmak, yanında dahi durduğunda seni boğan yıkıntıların yanından dahi geçmek istemezsin, çünkü kördürler ego büyütücüdürler, bir anda her şeyi hiçe sayarlar çünkü kendileri de bir hiçtir. Körlükleri boylarını aşar, istedikleri her şeyi söylediğinizde sizden mükemmeli yoktur aksini söylediğinizde ise korkunç bir yaratığa dönüşür, hayatlarındaki tüm olumsuzlukları size yıkarlar, dokunmayı bilmezler kelimelere çünkü donuktur yüzleri, türlerinin adı sanı yoktur.

Uzaklaşmak, bağımsızlaşmak, hafiflemek , arınmak…. Bu kelimeler ne kadar da anlamlı şimdi. Ebediyet… Uzun bir yazı yazabilirsin bu kelimeyle ilgili. Sonra yok edersin. Devasa bir kayboluştur belirginleşen. Hesapsızlığın hesabını tutarsın… Ya da bunu yapmakta anlamsızlaşır, işte gökyüzü işte güneş gülümsemeyi hatırlatırlar sana. Doğa ve çırpınışların sona ermesi. Durulmak, gülümsemek.. Gül..






16 Nisan 2016 Cumartesi

******


İçimde çeşitli kişilikler yarattım. Rüyalarımın her birinde rüya görmeye başladığım an, hemen başka bir kişi halinde ete kemiğe bürünüyor. Sonra rüyayı gören o oluyor, ben değil. Yaratmak için yok ettim kendimi.
Fernando Pessoa

-kuzenle içilen kahvenin tadı ayrıdır, var olmaya devam et ey güzellik.. 






15 Nisan 2016 Cuma

.

Ad

E-posta *

Mesaj *