.

.

31 Mayıs 2013 Cuma

  ‘’Yabancılaşmanın tek panzehiri,yabancılaşmanın devam ettirilmesidir..’’Yabancılaşmaya karşı sığınılacak bir ideoloji,hayal,fantezi alanı kurmaktan,aidiyet,kimlik politikalarına sarılmaktan kurtulmanın tek yolu bu..Üretim güçlerinden,maddeden kopmuş biricik sınıf burjuva güruhu değil artık.Kölelerin efendilerini devirmek için elleri yok;burada söz konusu olan ‘yanlış bilinç’gibi arkaik kavramlar da değil;daha çok bir toplu simgesel bombardıman hali…Bedene bağlı olmayan ellerin(o ellerin nereye bağlı olduklarını kimse kestiremiyor artık)otomatik olarak ne ürettiklerini kimse kestiremiyor.Çünkü bir zamanlar irade dediğimiz,faili belli olan sembolik eylem biçiminin yerini,sembolizmin kıskıvrak yakaladığı bilinç,cortexte toplanan bir aşırı bilinçlenme ,sarmalanma,hapsolma,yalnızca dille kurulabilen bir kişilik örgütlenmesi,dilin var olmayı göze alamayan ve asla bünyeye,içimize,kendimize mal edemediğimiz bir ‘ifade etme’çılgınlığı almış durumda.Dil öncesine ait sessizlikle dil arasındaki,metayla üretim güçleri arasındaki mesafe o kadar az hatta yok olmuş durumdaki kimse ne toplumsal varlığıyla kendi ruhu ne de satın aldığı ya da ürettiği masayla sıradan bir ağaç arasında herhangi bir ilişki kuramıyor.Ama daha da korkuncu tüm bu bombardımanın imgesel olana,dürtüsel tarafımıza,dil öncesine,işitmeye ve temasa dayanan hayatımıza,emmeye,ısırmaya ve yok etmeye dayanan karanlık geçmişimize yönelik olarak,yine dürtüsel bir yasaya,kapitalizmin dürtüsüne göre ayarlanmış olması.Öylesine tuhaf ki:dilsizlik kendini bir dil olarak,imgesel olan kendini kusursuz bir sembol olarak dayatıyor ve başarılı oluyor.Dolayısıyla dil bu ikiye katlanmış gücüyle yepyeni bir psikoz alanı açmış durumda:gösterenine dokunamayan gösterilenler,kendine dokunamayan söz,bedenin farkında olmayan zihin,duygularına dokunamayan duygular,maddesine dokunamayan işçiler..Kısacası toplum bir uyuşma hali ama sonucu yıkıma varan,zaten ancak bu şekilde kendinin farkına varabilecek bir şiddet kültürü bu.’’-b.d.-

26 Mayıs 2013 Pazar




‘bir tavuk hastalanınca artık yumurtlamaz.yapacak bir şey yoktur.ama günün birinde ölümünün yaklaştığını hissederek uyanır.ölecektir yakında.ne yapar o zaman?yeniden yumurtlamaya başlar,taa ki ölene kadar.biz de bu tavuk gibiyiz işte.’’j.b.

‘’..biri,olayı görür;kendini görür;kendini olayı görürken görür,kendini olayı gören başkalarını görürken görür ki;bu başkaları da belki kendilerini olayı görürken görmektedir.demek ki icra,icracılar ve izleyiciler vardır;ve kendini gören bir kendi vardır ki,bu icracı,izleyici ya da izleyicilerin izleyicisi olabilir..’’r.s.

..’’dünya köyünü Maya’nın peçesi örtmüş.kaşlarının üstünde şaşkınlığın gölgesi.konuştuğumuz sadece oyun değil;hayali şeyler galaksisinde içkin dünya oyunu..’’h.b.



’iki adam gökte bir deliğe geldiler.
‘beni omuzlayıver’ dedi biri ötekine…
ama her şey öylesine güzeldi ki cennette
delikten içeri bakan adam unutuverdi her şeyi,peşi sıra çekmeye söz verdiği yoldaşını.
ve dalıp içeri delikten
cennetin saltanatına doğru koşarak gözden yitti.’’c.s.


annem..


‘’…Gözleri buğulanıyor,elleri titriyor artık,veda vakti geliyor.O zaman başlangıç töreni gerçekleşiyor:Yaşlı çömlekçi genç çömlekçiye çıkardığı en iyi işi sunuyor.Kuzeydoğu Amerika yerlileri arasında gelenek böyle emrediyor;giden sanatçı ustalık eserini başlayan sanatçıya teslim ediyor.Ve genç çömlekçi bu mükemmel küpü izlemek ya da örnek almak için saklamıyor,onu yere vuruyor,bin parçaya ayırıyor,sonra parçaları toplayıp kendi kiline katıyor.

…Bir sığınak mı bir ana karnı mı?Yağmurdan boğulacak,soğuktan donacak,rüzgardan ikiye ayrılacak gibi olduğunda seni saklayacak gizli bir köşe mi?Önümüzde harika bir geçmiş mi var?Rüzgara tutkun denizciler için bellek,yola çıkılacak bir limandır.


…Ütücünün derisi dümdüzdür.Kırık şemsiye tamircisi uzun ve sivri kafalıdır.Tavuk satıcısı tüyleri yolunmuş bir tavuğa benzer.Engizisyoncunun gözleri şeytanca parlar.Tefecinin gözkapakları arasında iki bozuk para durur.Saatçinin bıyıkları saati gösterir.Kapıcının elinde anahtar vardır,parmak yerine.Gardiyanın yüzü hapishane kaçkını gibidir,psikiyatrınki deli.Avcı,izini sürdüğü hayvana dönüşür.Zaman,aşıkları ikiz kardeşlere benzetir.Köpek kendisini gezdiren adamı gezdirir.İşkence işkencecinin düşlerine işkence eder.Aynadaki mecazla karşılaşan şair kaçar.’’(-Eduardo Galeano/Yürüyen Kelimeler-)

Eskimeyen zamanların eskimeyen kareleri..Renk değiştiren tenler ve değişime uğrayan bakışaltı incelikleri.Bakangör’ler miydik zamanın bölünmüş hücrelerinde?Tasvirinde ulamalar yerinden edilirdi belirsizliklere inat.Uzak bir dağ köyünde unutulmuş yüzlerin soru sormaktan vazgeçişlerindeydi suskunluklarımızın anlamı.Yenilendikçe zamana meydan okuyan yüzler..İnce ince örülmüş el emeklerinde suskunluk izlerini taşırdı,her bir düğümde dakikalara serüvenler yazılırdı.Her işlemede yeni anılar eklenirdi belki sonradan unutulacağını bile bile.


Anılar biriktirilirdi defterlerde,kenarlarına güzelim fotoğraflar yapıştırılır ve ismi yazılan kişi özel hissederdi kendini. Çünkü kendi için özel bir sayfa ayrılmıştı bilirdi o insan için ne kadar  önemli olduğunu.Bildiği en güzel cümleleri yazardı en güzel yazısıyla..Şimdi ben açıp bakıyorum annemin çok önceden sakladığı bu deftere ve siyah beyaz fotoğraflara,baktıkça zamanı geriye alıp olanca gücümle düşünmeye başlıyorum..Ve ben de o zamanlarda yaşamış olmayı istiyorum belki içten içe…


siz daha bitmediniz mi?’

25 Mayıs 2013 Cumartesi

'ot'misali..

yanılsamaların değişken rengindedir koyu misillemeler 
her açılışın ardında gizlenen iç yıkıntılar.sessizliğinde 
sandığı gökyüzünün aniden patlayıp tüm zehrini kusmasıydı .






‘‘her katilin bir hikayesi vardır,
O hikaye ki,size insanı anlatır.’’




‘’karakteri karakter yapan,sayılamayan,görülemeyen,
Sıralanamayan,habire değişen özelliklerinden bahsediyorum;örneğin yardımsever olmasından,öldürme dürtüsünden,kıskançlığından,korkaklığından,kendisini ilgilendirmeyen işlere burnunu sokmasından,idealistliğinden,sadece kendini düşünmesinden,nedensiz yere kötülük yapmasından,acı çekmekten hoşlanmasından,durup dururken yalan söylemesinden ,şahane bir hayat sürerken her şeyi bırakıp kaçmasından,çirkinliğiyle övünmesinden,acı çekmekten  zevk almasından,dört rakamlı sayıları kafasında çarpıp bölebildiği halde alışverişe çıktığında kazıklanmasından,gözünü kırpmadan insanları öldürdüğü halde ayağı kırık bir kediyi gördüğünde gözyaşlarını tutamamasından,daha akla hayale sığmayacak yüzlerce niteliğinden.bu niteliklerin somut bir kahramanda iç içe geçerek,olaylar karşısında değişmesinden,gelişmesinden söz ediyorum.’’-insanın ruh haritası-
 


‘’gök,ceviz kabuğu kadar sert bugün.ve gecenin ormanından ağaçlar deviriyor tanrı.buduyor ve birer birer biçiyor onları.ağzının kenarında çiviler.hafif aralık dudakları.tak,tak,tak.çakıyor tahta parçalarını evrenin avlusunda sesler duyulacak son büyük şarkı.tabutlara koyuyor tanrı.dönüp arkasına bakmayı bile.vakti kalmayan insanları.sıra senin düşün be adam yanına alacaklarını almayacakların.içimdeki insanların hepsi içimdeki soruların hepsi bu tabutlardan birine sığar mı?-c.k-









14 Mayıs 2013 Salı


‘’yoksunluğun içinde bir tiran hırçınlığı beslemek,içe atılmış bir zalimliğin altında soluksuz kalmak,kendinden nefret etmek;katledecek emir kulu,korku salacak imparatorluk noksanlığından,fakir bir Tiberius olmak..

Sezar mı?Don Kişot mu?Kendimi beğenmişliğim içinde,ikisinden hangisini örnek almak istiyordum?Önemi yok.Olay şu ki,uzak bir diyardan,dünyayı fethetmek için yola çıktım;dünyanın bütün tereddütlerini..

Akli dengesi bozuk olanların sayısını birkaç misline çıkarmak,zihinsel özürlüleri vahimleştirmek,şehrin her köşesinde akıl hastaneleri inşa etmek mi istiyorsunuz?-Sövme-yi yasak edin.

Avamı,hayal kırıklığına uğramayı reddedişi kadar hiçbir şey ele vermez.

Ölüm arzusu yegane tasam oldu;ona her şeyi feda ettim,ölümü bile.

Her derin tecrübe fizyoloji terimleriyle dile gelir.

..Kendimi yeryüzünün en mutsuz varlığı zannetme küstahlığı olmamış olsaydı,çoktan çökerdim.

Çekilip oyunu bırakmak niye?Hayal kırıklığına uğratacak daha onca varlık varken..

Evreni ateşe vermeyi düşledin;ve alevini kelimelere geçirmeyi,bir tekini tutuşturmayı bile başaramadın.

Ötekilerden uzaklaşmanın en iyi yolu,onları yenilgilerimizden zevk almaya davet etmektir;sonra ömrümüzün kalan kısmında onlardan nefret edeceğimizden emin olabiliriz.

Acıyı es geçmek,onu zevkine düşkünlük seviyesine indirmek-içebakışın sahtekarlığı,titizlerin dalaveresi,inilti diplomasisi.

Güneş karşısındaki konumum bu kadar sık değiştikçe,ona ne muamelesi yapacağımı bilemiyorum.

Ancak bir kader sahibi olma mecburiyetinden kaçıldığı zaman günlerde bir tat bulunur.

Tanrı ya da kendimiz dışında ne hakkında dürüstlükle konuşabiliriz.

İnsanların kusurlarından da faziletlerinden de kaçmadan sakınılamaz.Böylece bilgelik yoluyla harap olunur.

Bana hiç aldanmamış olma kuruntusunu veren,hiçbir şeyi aynı anda nefret etmeden sevmiş olmamamdır.

İnsan otuzunu geçtiğinde,olaylarla bir gökbilimcinin dedikodularla ilgilenmesinden fazla ilgilenmemelidir.

Hayat-maddenin o gösteriş düşkünlüğü.

Hırçın bir kafa yapısına sahip olanlar mı?Ötekilerle alışverişlerinde saçıp savurdukları neşeliliğin acısını düşüncelerinden çıkaranlardır.

Nesnel olacaksın!-her şeye inanan nihilistin bedduası.

Tiksintilerimizin doruk noktasında,bir sıçan beynimize düş kurmak için girmiş gibidir.

Mukadderat fikrinin üzerine öyle titredim ki,onu öyle fedakarlıklar pahasına besledim ki sonunda cisimleşti:Bir soyutlamayken,işte kıpırdanıyor,önümde dikliyor ve ona verdiğim hayatın olanca ağırlığıyla beni eziyor.’’-cioran-

12 Mayıs 2013 Pazar

çocuk,boya,resim,kadın,hayal


''Hayalinden daha eksik olma,beni utandırma.''-e.t.-


Ben’ler ve Çocuk(biz)-Çocukların kalemiyle insanların gözlerindeki mutluluğu görebilmek.Her bir çizgi ile konuşan yüzler..Belki de olmak istedikleri,yarınlarda görmek istedikleri..El çırpar gökyüzü’m’ün mavimsiliğine..Geride bırakıp öfke nöbetlerini yanındaki arkadaşına gülümser..
Özenle sakladığı kağıtlara çizerken zihnindeki yüzleri,kurumasını bekler boyalı ellerinin,bir yandan yüzüne sürer ellerini..Yüzünde şekiller belirir aniden..Gülümseriz mutluluğu çağırırcasına..
Kadın-Hayalin parmaklarında şekil bulurken bir fincan toprak içmek ister kalbin..Bardağın dibinde beklettiğin hayallerin daha fazla bekleyemez..Tıkanıklığın,yollarda izler bırakan parmak uçlarındadır.Çağırır seni uluorta biriken kusmak isteyen yeşilimsi damarların.
Yine Kadın-Ömründen ömür çürüterek ovalaya ovalaya bitirilemeyen mermerlerin parlaklığı yüzüne vurur tüm çıplaklığını,aynaya bakarken dahi göremediklerini o esnada görür belki de..-daha ne kadar ömrünü çürütecekti yerleri ovalamak ile.Siyah perdelerde gölgeler belirir aniden çekip koparır tüm siyahlığı,siyahiye inat..Sıhhatli cümleler kurulur yanıbaşında..’Bakinsanevladımlı’cümleleri kuluçkaya yatmıştır onun için.Yetiştirdiği bitkilere bile bir bakış yeterdi de neden?ini devamını kurmaktan bu cümlenin ağzı bile şekil değiştiryordu.Dilini yutmaktan korktuğu dakikada.Elinden bırakamazdı hayalinde gördüğü kendini,salıveremezdi’talat’ın ‘talatsızlığına..’

Çocuk-O esnada seni izler,göremezsin..Elindeki resim ve değişik şekillere bürünen boyalar neler hatırlatır belki de nefesin nefessiz kaldığı dakikada.Adalar yer değiştiriyordu,dünyanın yörüngesinde değişiklikler kaydediyordu,kayıtsızlıklar.Renkler renksiz olmak için mitinge doğru yol aldılar.Renkler de şikayetçi’kuzuluktan’.Çocuğun hayali demir tozu yutan insanların arasından geçiyordu.Caddede,kimliksiz caddelerde uzanmıştı gazete kağıtlarına sarmalanan yerdeydi hayali.Orada geceleri uyuyan adamın sakalında dans eden sineklerin kanatlarındaydı.Soru işaretlerini ters çeviriyordu not defterinde.Tersten çizikler atıyordu’sorularının sorumsuz sorunsalı’nın üzerine yine.
 ''Ev,çocuklarını topluyor kanlı bir tipiden.'-e.t.-


11 Mayıs 2013 Cumartesi

Sen ve Ben



‘Bir bilge uykuya daldığında
Ne böyle yapması gerektiği için
Ne de böyle olmasını istediği için
Yalnızca uykusu geldiği için uyur.’

‘eğer kalabalıktaysan ama yalnızsan herkese çok yakınsan ama bir o kadar da uzak,gülümsüyorsan içinde derin buruk bir boşluk varken.Yapacak çok şeyin varsa fakat hepsini yapacak kadar vaktin olmadığını düşündüğünden her şeyi yarım bırakıyorsan..ben de senin gibiyim,belki de seninle duruyorum,yanında ya da yanında hissedeceğin bir yerde.şimdi sana beni anlatacağım ya da bendeki seni.

Şimdi ben buradayım.iki elinin arasında tuttuğun kitapta değil,kafandayım,orada yarattığında..o her nasılsa ve ne yapıyorsa ben oradayım.bu bir tesadüf değil anlayacaksın.benden alabileceklerini ,sonrasında aldıklarını sadece sen bileceksin.bu bir başlangıç..

Yüreğinin sesini duyuyorum,arayışını biliyorum.bedenimi,ruhumu sonuna kadar açtım.ruhum benim liderim.yaşamın hesap defterini kapatıp izlemek yerine yaşamaya başladığın an neleri hissedeceğini hissetmek,benim varoluşumun ta kendisi..gel hadi anlatacağım,sonra da gideceğim.’

‘hiçbir şey için doğru ya da yanlış demeyeceğim sana..ben,duygularının peşinde gidenim.sen,her doğrularımızla,yanlışlarımızla,günahlarımızla,utandıklarımız,gurur duyduklarımızla bir bütünüz.hepsi kabulüm.sen karşıma çıktığında da kabulüm,kendimle kaldığımda da kabulüm.senin için de benim için de…hepimiz düşeriz,çarparız,kırılırız,dağılırız..sonra yeniden toparlanır,bir başka zamanda yine boşluğa savruluruz.insanız..böyle büyür,böyle olgunlaşır,böylece kendimizi buluruz..her yeni dirilişte biraz daha güçlenir,taşlar yerine biraz daha oturur…
Sigaramı,bardağımı,şarabımı,eşyalarımı her şeyimi bırakıyorum.uğrunda gecelerimi verdiğim,sevdiklerimle duvarlarını boyadığım evimi bırakıyorum.ben boyut değiştirirken bir kez daha seni uykundan uyandırmaya çalışıyorum uyanmayacağını bile bile..’-s.87.88.-



Okuduktan sonra bir süre düşündüğüm ve sürekli notlar aldığım bir kitap oldu benim için.Belki biraz geç tanıştım Aret ile ama sonuçta tanımış olmak da güzel.Her kitabın,şarkının ve kokunun ayrı bir yeri vardır ya hani.Benim için de bu kitabın ayrı bir yeri oldu.Arkadaşımın başlattığı bir uygulama.Ve her ay okuduğumuz,beğendiğimiz kitapları ödünç olarak birbirimize göndermeye karar verdik.Daha bir başka okuyorsunuz,onun okurken altını çizdiği yerler ve sayfalara iliştirdiği notlar.Sizlere de tavsiye edebilirim..


9 Mayıs 2013 Perşembe

Yakamdaki Yüzler




‘Her birinin öyküsünde ayrı bir yaşam dersi bulduğum kahramanlarım’ diye niteleyen yazar alfabetik sıraya göre hayatında önemli yeri olan  insanları anlatmaya çalışmış.Kimi zaman sitemli kimi zaman buruk bir şeklide karşımıza çıkıyor. Onlara karşı duyduğu sevgiyi,saygıyı bu kitapta anlatmaya çalışmış.Belki de bizlerin de unuttuğu isimlerin aslında ne kadar önemli işler yaptıklarını hatırlatması açısından okunabilir..

‘Sokakta rüzgar esiyor/Ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum/Cılız,kansız saplarıyla goncaları/Ve bu veremli yorgun zamanı../Bir adam ıslak ağaçların yanından geçiyor/Damarlarının mavi urganı/Ölü yılanlar gibi boynunun iki yanından/Yukarı süzülmüş.
Üzgün cenazeler/Suskun düşünür cenazeler/Güler yüzlü,güzel giysili,obur cenazeler/Ve bu dur düdüklerinin sesi/Zamanın dişlisi altında bir adamın ezilmesi../Gerektiği,gerektiği,gerektiği bir anda/Islak ağaçların yanından geçen o adam../-f.-
….
‘Şaşırıyoruz kuşların uçuşuna/Rüzgara ve çiçek kokusuna/Kendimize uzak bir rüzgarız biz/Bir başka alemde/Kendimiz olmadan eseriz./
Dokunmaz kendi rüzgarımız bize/Elimiz elimize../Bizsiz yağar yağmur/Kuşlar bizsiz uçar,çiçek bizsiz../Biz,bizsiz./
Şöyle biraz coşup çıldırsak ‘Dur’deriz,’Dur biraz..’/Üstüne kuş konmayan  ağaçlar gibi/Durduğumuz yerde ölüp gideriz../-d.-

‘Ey iki adımlık yer küre/Senin bütün arka bahçelerini gördüm ben..’-n.m.-

7 Mayıs 2013 Salı


‘bir şeylerin eksik olması,yokluk,kıtlık..ihtiyaç ve üretim fantazmı..bir toplum bunu kodlayabilir.toplumun kodlayamayacağı şey,bu şeyin ortaya çıktığı’an’dır.ya da kendi kendine;’şu herifler de kim orda!’dediği andır.o zaman ilk anda zor aygıtı harekete geçer ,eğer bu kodlanamazsa yok edilmeye çalışılacaktır.ikinci bir anda,iyi kötü bir şekilde yeniden kodlamaya olanak verecek olan yeni aksiyomlar bulmaya çalışılır.’-deleuze-

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Agatha'nın Anahtarı




Agatha Christie’nin Pera Palas günleri…Yazarın İstanbul tutkusu. Aşkın çılgınlaştırdığı evli bir adam. Kıskançlıklar, bencillikler ve kusursuz bir cinayet.Christie’den Başkomiser Nevzat’a gizemli cinayet vakaları.Cinayetlerin ardındaki  insan öyküleri.Defalarca televizyon dizilerine çekilmiş Başkomiser Nevzat’ın polisiye öyküleri.
“Evet, öyle düşünüyorum.Tasarlanmış cinayet iyi bir organizasyonu gerektirir.Zamanın, mekânın, cinayet aletinin doğru seçilmesi, ortalıkta kanıt bırakılmaması ya da sahte kanıtların bırakılması gibi zekâ gerektiren davranışların yanında, birini öldürebilecek kadar soğukkanlı bir cesarete veya vahşiliğe sahip olmalıdır insan. Konuşurken, yazarken basit olgularmış gibi görünen bu gereklilikler cinayet anında yerine getirilmesi oldukça zor eylemler haline gelebilir. Hele bir de cinayet anında sürprizlerin ortaya çıktığını düşünürsek..Evet evet, bundan eminim, bence kusursuz cinayet yoktur.”
Ahmet Ümit’in kendine özgü anlatımı ile sürükleyici bir kitap.Öykülerini okurken artık pek şaşırmadığımı fark ettim çünkü artık beklenmedik şekilde sonuçlanan olayların ardındaki sırların farklı olabileceğine zihnim alıştı.Belki biraz duyarsızlıkla belki de biraz merak ile okudum.Kısa sürede okuyup yutulabilecek türden.Macera tutkunlarına önerebilirim.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

düşünsel





Yelkovan kımıldadı, hayat saatim soluk aldı, – ömrümde duymadığım bir sessizlik vardı çevremde; yüreğim yılgıya kapıldı.
Yalnız gezerdim; o yanlış yollarda gönlüm neye acıkırdı geceleyin? Dağlara tırmanırdım; kimdi sen değilsen, aradığım dağbaşlarında?
Gürültüler ve gök gürlemeleri ve fırtına sağanakları, bundan, bu sakıngan, kuşkulu kedi dinlenmesinden yeğdir gözümde; kişiler arasında da usul basanlara, yarım yamalak kişilere hınç bağlarım en çok, kuşkulanan, durumsayan, geçen bulutlara.
Yüreklilik en iyi öldürendir: yüreklilik, acımayı dahi öldürür. Oysa acıma, en derin uçurumdur: kişi, hayatı nice derinliğine görürse, onca derinliğine görür acı çekmeyi de.
Ama yüreklilik en iyi öldürendir, saldırgan yüreklilik: ölümü dahi öldürür o; çünkü der: “Bu muydu hayat? Peki öyleyse! Bir daha!”
Akşamları ateşin başına oturduklarında hep beni konuşurlar, ama hiç biri beni düşünmez.
Onlar, gerçekte en çok bir şeyi isterler: kimsenin kendilerine zarar vermemesini. Böylece herkesin hoşuna gitmek, herkesi hoş tutmak isterler.
Ama “erdem” deseler de, ödlekliktir bu.
Ah bu iyiler! İyi kişiler gerçeği hiç söylemezler. Bu türlü iyi olmak, ruh için sayrılıktır.
Baş eğer bu iyiler, teslim olurlar; yürekleri öykünür, canları söz dinler; oysa söz dinleyen, kendini dinlemez!
Her bilgi, tedirgin vicdanın dibinde yeşermiştir şimdiye dek! Parçalayın ey gören kişiler, parçalayın eski levhaları!
Ah, bütün yarım istemleri bıraksanız da, eylemde olduğu gibi, tembellikte de tam kararlı olsanız!
Kimine göre yalnızlık, sayrı kişinin kaçışıdır; kimine göre de, sayrı kişilerden kaçıştır.
Ve kötüler ne kadar zarar verirlerse versinler, iyilerin verdiği zarar en zararlı zarardır.
İyilerin aptallığında dipsiz bir kurnazlık vardır.
İyiler, kendi erdemlerini bulanı çarmıha germek zorundadırlar! Yaratıcıdan nefret ederler en çok, levhaları ve eski değerleri altüst edenden, bozandan, – yasa bozan derler ona. Çünkü iyiler, yaratamazlar; onlar hep sonun başlangıcıdırlar. İyiler yalancı kıyılar, yalancı güvenlikler öğrettiler size; iyilerin yalanları içre doğup büyüdünüz siz. Her şey iyiler eliyle baştan aşağı burulmuş, çarpıtılmıştır.
Birçok şeyi yarım yamalak bilmektense, hiç bilmemek daha iyidir! Başkalarının düşünceleriyle bilgelik etmektense, kendi hesabına delilik etmek daha iyidir!
Ben büyük horgörenleri severim. İnsan altedilmesi gereken bir şeydir. Boyun eğmektense umutsuzluğa düşün daha iyi.

Friedrich Nietzche, Böyle Buyurdu Zerdüşt,

3 Mayıs 2013 Cuma

Muz Sesleri



Kitabın adı:Muz Sesleri
Yazar:Ece Temelkuran
Yayın:Everest
Sayfa:359


onu ağustosta muz tarlalarına götürecektim.Muz seslerini dinleyecekti.Nasıl sevineceğini,hayret edeceğini düşündükçe..’


Ece Temelkuran,kalplerin yağmalandığı yerden anlatıyor hikayesini;Ortadoğu’dan.bizden alıp döküntülerini iade ettikleri hikayelerimizi geri almak için..acılarımızı..yağmalandıkça kapattığın kalbini aç şimdi .çünkü bu senin hikayen.sen de Ortadoğulusun..

Normal hayatımıza devam ederken bir yerlerde yüreklerin sızladığı ve her an ölümle yüz yüze kalındığına tanık oluyoruz.Sadece okuduğumuz sayfalarda duyuyoruz belki de..Satır aralarındaki yüzler çok tanıdık nedense..

‘dilini bilmediği bir yerde ağlamak fenadır.çünkü seni,senin dilinde susturacak kimse yoktur.böyle ağlayınca da kendisininkinden başka bir dilde susturulamaz insan..’-s.92-

‘nasıl ayakta kaldığımızı düşünüyorum Filipina.Belki zeytinyağında bir şey vardır,yeşil zeytinde,humusta ya da labnede,tahinde.hepsi bir araya gelince,nesiller boyu biz yurtsuzları ayakta tutan bir simya yaratıyor olmalılar.çünkü bütün bu olup bitenleri,bu kampta,Beyrut’ta gördüklerimi insanın direnme gücüyle açıklayamıyorum.kimbilir belki de ellerimizle yediğimiz içindir.bütün bir hayatı,dokunduklarımızın tamamını,birbirimizin dokunduklarını da yiyoruz ekmeğimizle beraber.belki çocuklar böylece aşılanıyorlar bu hayatta.savaşı,büyüklerin ellerinden yemeye başlıyorlar.kalaşnikofları,kum torbalarını,haşhaşı, ve korkunun terini.ellerden ekmeklere,ekmeklerden çocuklara,çocuklardan komandolara doğru akıp gidiyor bir aşı.yoksa düşünüyorum,nasıl?durmadan aşılıyoruz birbirimizi,böyle böyle dayanıyoruz biz bu savaşa.’-s.118-

‘dişi kırık bir ipekböceğinden bir kelebeğe dönüştü.yıkıntılar arasında bir hiç kimseydi artık.kaderini bir kalaşnikofla öldürmüştü.hiçkimse olmaya cesaret et Filipina.hikayeler orada başlar , dişlerinin kırıldığı yerde…’-s.94-

‘Beyrut iki savaş arasındaki o mutlak sıkıntı,aynen böyle olacak dünya.iki bomba arasındaki bekleyiş..çünkü bir kez başladığında savaş,barış sadece bir sonraki savaşı bekletir.herkesin hiç kimse olduğu ve tanrıların insanların ağızlarını kan tükürmek için kullandığı,herkesin birbirinin kurşunun kolladığı bir yok-yer.gürültüsü bitince sadece uykuya dalan bir savaş.kendini hayal eden daha hayalinin ucu kaçarken başka bir rüyaya atlayan bir kalabalık.Beyrut,birini,kendini sevmek kararı;daha başlamadan kesik süt gibi insanın eline gelen.Beyrut,biz böyle görüyoruz bu kıyıdan ,bir gün dünyayı ele geçirecek.çünkü dünya Beyrut olmak istiyor..’-s. 324-


.

Ad

E-posta *

Mesaj *