.

.

30 Kasım 2014 Pazar

Aydınlık...


‘’Hiçbir vakti tam olarak değil gece
Kendimde denemişim ben
Kulak ver ve dinle
Açık bir pencere vardır
Aydınlık bir pencere
Hayal edilecek bir şey vardır
Yerinde getirilecek istek
Doyurulacak açlık
Cömert bir yürek
Uzanmış açık bir el
Canlı canlı bakan gözler vardır
Bir yaşam vardır yaşam
Bölüşülmeye hazır…’’ –Paul Eluard-


Virginia Woolf - Dışa Yolculuk

Yazar: Virginia Woolf
Eser: Dışa Yolculuk ( The Voyage Out)
KırmızKedi Yayınları
Sayfa: 395


‘’Beyaz yapraklı kitapların arasında saatlerce, boş bir kilisedeki ikona gibi tek başına oturuyor, sayfanın bir yanından öte yanına kayan eli dışında bir hareket yapmıyor, ara sıra soluksuz kalınca piposunu bir an havaya kaldırması dışında sesi çıkmıyordu. Şairin yüreğine doğru yol aldıkça koltuğunun çevresinde, yerde açık duran, ancak dikkatlice adım atarak öbür tarafına geçilen ve ziyaretçilerinin bu nazik durum karşısında genellikle  durup onunla kenarından konuşabildikleri kitapların arasına iyice gömülüyordu.’’ –s.177-


‘’ Çünkü hep derim ki , eğer içinizde doğru malzeme varsa nasıl doğduğunuzun önemi yoktur.’’-s.197-

‘’ Muhteşem derken neyi kastediyorsunuz?’’ diye sordu Hewet. ‘’ İnsanlar oldukları kadardır.’’ –s. 200-


28 Kasım 2014 Cuma

Cemal Süreya - Onüç Günün Mektupları


‘’ Sevmek ne uzun kelime..’’

‘’ Anılarla düşler iç içe gelişir. Birbirinden ayrılmaz. Düşler anıların kız çocuklarıdır. Sen yaprak başlı küçük kız, eğil bir yol öpeyim yanağından.’’ –s.85-



‘’ Biz göz yaşlarımızı gizleyen insanlarız.
Biz kahkahalarımızı da gizleriz.
Bir koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız.’’ –s. 87-


‘’ Gelecek,  anılardan da güzel olacak
Gün daha iyi kotarılacak
Deneylerden ders alınacak
Çiçekler büyüyecek.’’ –s. 23-


‘’ Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde uzaklarda ne kapılar açılıyor
Trenin biri bir istasyona varıyor

Ordan çıkıyor biri..’’

Gülten Akın - Kırmızı Karanfil (1956-1971)


‘’ Şiir, insanla insan, insanla dünya arasındakini seçerek bir başka  düzleme aktarır ve yeniden kurar. Bir özel dil olmakla birlikte şiir bir iletişim aracıdır. Nesnel dayanağı olan coşkulu bir söylemdir. Kimi kez doğru giden bir oktur. Yeniden düzenlenmesi gereken yaşama, dünyaya usla karşı çıkıştır. Başkaldırıdır.’’ Gülten Akın

‘’ Kayıtsız seyrediyordu yol boyu
Yaprakların düşüşünü üçer beşer
Bilirim diyordu içinden, bilirim
Kişiye istediğini vermezler
Yürüdü düşünceleri boz bulanık
Ürkek serçeler geçti başının üstünden
Bir büyük şehrin kalabalığında
Yaşadığını duyuyordu her şeye rağmen.’’-s.27-
-
‘’ O, çoktan affetmiştir unutanları
Alır götürür gözlerini bir deniz
Bırakır boşluğa kanatlarını
Bir yarasa gece vakti bahanesiz.’’ –s.36-

‘’ Bu sonsuz sarılık içinde
Serçeler dilsiz elmalar acı
Eski kıtalar vardı
Şimdi birbirine yabancı
….
Dilekler büyütürdü  gafil kızları
Azizleri vardı şehirlerin
Yer gök arasında çaresiz kalmışız
Gemiler gelsin eski çağlardan
Gemiler dolusu aydınlık gelsin.’’-s.39-
-
‘’ Hava ve deniz arasında
İnanın hepiniz varsınız
Sonsuz şeyler uğruna mesela
Kırılıp dökülen şeyler uğruna kendinizi ne çok aldattınız
Dağlar bildiğince yüksek olsun
Gözden uzak tutamam sizi durun
Yaşamak küçük aldanışlarla güzel ölümü alın götürün.’’ –s. 43-
-
‘’ Kestim kara saçlarımı n’olcak şimdi
Bir şeycik olmadı- Deneyin lütfen-
Aydınlığım deliyim rüzgarlıyım
Günaydın kayısı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye günaydın
Şimdi şaşıyorum toplu iğneyi bir yaşantı ile karşılayanlara
Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum.’’ –s.53-
-
‘’ Ey kendini kimya sanan o geçersiz kimya
Sen otur yerinde, sakın kıpırdama bir toplumcu İsa gibi uğra arada bir
Kıyıda dur, ortada bulunmak için sırasında
Mayıs kendi sularından iner Anadolu’ya
Mayıs kendi dağlarından iner Anadolu’ya,sevdiğim, yaz geldi yine.’’-s.120-
-
‘’ Dayan öyleyse, dayan kutsallığın adına
İlkin o bakır tası ve mendili at elinden
Ellerin gerekli çünkü, yumruğunu sıkmak için
Birleş, kendine yeni bir baş edin
Sensin en çok ve en güçlü birleş, bir baş edin, dene gücünü
Sensin, çoğal ve yenilen durmadan yenilen, dünya genişliğinde.’’- s.150-
-
‘’ Dünya uçurtmayla balkonken kırmızı ve mavi tayfın bütün renkleri sana zehir zindan edenleri bağışlayacak mısın?‘’-s. 155-


27 Kasım 2014 Perşembe

Küçük İskender - The God Jr*



‘’ Ben kendimi
Bir kanguru kesesinde üşüyen kelebek gibi hatırlayacağım.’’ –s.121-

‘’ bis
Gelmeyeceksin…
Beklemiyorum da..
Telefon etme sakın..
Başkalarını oku..
Beni değil..
Artık şiir yazmıyorum…
Kapıma dayanan postacıları, öldürürek geçiriyorum vaktimi.’’ –s.184-
-
Hüküm

Hiçbir kanıt bırakmayacağız bu kez ayrılırken;
Parmak izimin yivlerine su dolacak
Su dolacak gövdene batacağız!
Batacağız gürültüyle, içinden yapıldığı tarihe doğru çatlayan bir akademi gibi/
Yalnızca bulunduğu tehlikeyle ilgili iki profesörün, aynı anda kalp krizi geçirmesi gibi!
Eylülü biraz eksik, teskin etmiyor edemez bu sonbahar bizi!
‘ergimiş kafatasıma dolan kar sularını içti
Göz çukurlarımda esrarengiz leylekler / o çocuk unutuldu! ‘’
-
‘’ peki ben şimdi.. hangi bedene düşebilirim ki ölü bir cemre gibi!’’
-
‘’ ezbere yaşanan bir hayata alkış almak aslında, tek bilip bildiğim!’’
-
‘’ Alçak aşk!
Geri getir götürdüğün ölüm ezgilerini! Arama boşu boşuna içimde, korkumun sonu kötü biten masallarını!’’
-
‘’ Beni biraz üzer misiniz, eğer mümkünse, izafiyet teorisinin yakınında!’’
-
‘’ Sana kanlı mektuplar yazarken, içimden su sesleri… akan lav sesleri…’’
-
‘’ Sen bir tek bana yoksuldun o sıra!’’
-
‘’ herkes yalnızca bir kişiyi öldürmek ve yine bir tek kişi tarafından öldürülmek için gelir yeryüzüne.’’
-
‘’ Ve yangına otostop çeken ateş böcekleri içindi belki sosyalizm.’’
-
-canitous

Kelimelerden kurtulur ölen mesafeler kendi tasarrufunca kısalır.
Çünkü can, biz gittiğimiz yerin hayvanıyız.
Ne etin heybetindeki yüksek  ateş tanrısı
Ne de şuursuzca akraba çıkmak karşılar artık,
Hayat içerisinde seninle benim yapışık kafataslarımızı

Çünkü can, biz aynı ölüyü kemiren kurdun, olmayan ayaklarıyız.

26 Kasım 2014 Çarşamba

Sait Faik Abasıyanık - Mahalle Kahvesi


‘’ Doğru, yalnız hayalle geçiniyorum; ben yalnız hayal kuruyorum.’’ –s.25-

‘’ En iyisi kibrit sahibi olmak, yolu iyi bilmek, planı çizmeden yola çıkmamak. Ne hakkımız var değil mi herhangi bir adama hakkında, peşin hükümler sahibi kesilmemize.’’ –s.28-

‘’ Sen de galiba bir gün böyle acıyarak baktındı.. Hani bende senden, bir yol sormuştum: Saadet yolunu, hatırlıyor musun?’’ –s.30-

‘’ o gün ne güzel bir gündü! Deniz ne serindi! Ne güler yüzlü idi sandallar, çocuklar, kadınlar! Sanki kimse kimseye bütün gün sövmemişti… Dünya yüzüne bir tek lakırdı, kötü hareket, kötü düşünce o gün için – o günün başı için- insan elinden insan dilinden, insan kafasından çıkmamış gibi bir akşam oldu.’’ –s. 32-

‘’ İçimize böyle, herkesin kendine göre bir Hamlet ‘ i  girdiği zaman, yalanlara pek yakınızdır. Şu dakikada iki çift güzel söze yalan da olsa, inanabiliriz. Demek bu hal insanın çok akıllı olduğu an değil. Aptallık, delilik anıdır da diyemiyorum. Bu an usturanın üzerinde durma anıdır. Bir nevi sırat köprüsü.’’ –s. 68-

‘’ Her çare insanların avuçları içinde, bileklerindedir artık.’’- s. 68-

‘’ Hey zavallı, budala çocukluk! Şimdi sen bile yoksun, sesin o kadar uzaklardan geliyor ki, mezardan çıkıyor bu ses diyecek gibi oluyorum.’’-s.75-

‘’ Muharrem’ in gözünde köprüler bina etmek, güzel şeyler yapmak, balık tutmak, yaşamak , yalnız kendi elleriyle kendi düşünceleri, fantezileriyle bir dünya bina etmek arzusu, bu köprüden okunmaktaydı.’’-s.86-

‘’ Pantolonumun cebine ellerimi soktum. Plajın önünden ıslık çalarak, herkes gibi, mesut bir adam gibi, aynayı kıran ben değilmişim gibi geçtim.’’ –s.22-

25 Kasım 2014 Salı

not..

'' gün içinde defalarca ölüyoruz, öldürüyoruz ve öldürülüyoruz sonra gece karanlık ve derin bir uyku dahası da sabah hiç ölmemiş gibi gülümseyerek günaydın diyerek yeniden öleceğimizi bilmeden başlıyoruz güne.'' - e.y.-

24 Kasım 2014 Pazartesi

Değerli Arkadaşım Serkan Aydemir'den...



Yazılarını okumaktan büyük keyif aldığım Serkan Aydemir' in E-Kitap çalışması beni çok mutlu etti , tebrik ediyorum ve devamını diliyorum...

Serkan Aydemir Adı:Ben Soyadı:Yalnızlık

23 Kasım 2014 Pazar

ironi..


Yazılan kelimelerin üstü çiziliyor şimdi yıllarca bekletilmiş, sararmış sayfalarda. Lal olan dillerin hapsolduğu kör kuyular evvel zaman içinde masalsı bir nükteye dönüşür. Sararmış sayfalar, fotoğraflar.. Neleri anlatır kim bilir günlerin hissettirmeden çekip gidişinin ardından. İronik yaslar tutuyorum zamanın durağanlaştığı izbe caddelerde. Çan sesleri duyuyorum uzaktan. Belki de yakından. Anlamsız söz düelloları yok olun artık ! Bırakın peşimi.

Yazdıkça rimellerim akıyor, sancılı zamanlarımın kılcal damarlarında yok oluyorlar. Göz kapaklarım tanıktır zamansal alerjilere. Tarihin çetrefilli çağrışımları mühürlerini, yiten gecelere sunuyor. Sunulan mühürler gizleniyor ‘’kulaklara hapsedilmişlere’’. Sağırlaştırıyor beni beyhude çabalayışlar. Susturun kanayan sesleri. Kanadıkça labirent oluyor tüm sesler damlaların gölgesinde.

Susuşlarım, geceden arta kalan zamanlarımı doğuruyor. Bir ağaç yapraklarını döküyor yağmur ile yıkanmış kaldırımlara. Yağmurun daha çok ‘kaybolmuş bedenlerin’ üzerine yağdığı söylenir. Günlük raporlar, yapılan gözlemleri devre dışı bıraktı. Her gözlem, yeni bir anlaşılmazlık getirdi. Hislerini, yeni ruhlar üzerinde deneyenlerin akıbeti henüz bilinmiyor. Vurgulanan kelimeler geride bıraktıklarını arıyor şimdi, anladı ki diğer kelimeler olmadan bir anlamı yoktu, bir kez daha. Yağmur, sararan yapraklar, toprağın vazgeçilmez kokusu doluyor şimdi hüzünden kangren olmuş odalara.

Zihnimi abluka altına alan eğrileri, sığınaklara adıyorum şimdi. Mevsimler değiştikçe rengi değişen gözlerimiz farkında sadece bunun. Zamanın rutubetli havası doluyor susturulmuş benliklerin içine. Siyaha çalan gözler, donuklaşan mısralarda kaldı. Hala o mısralardaki sesi dinliyor.- Donuk bakıyor oluşumuz bundandır-. Mısralarını geceye armağan edenler , gündoğumlarında yok oldular. Gecelerin uzunluğu, mısraların uzunluğu kadardır dedi uzaktan gelen yakındaki ses…..


22 Kasım 2014 Cumartesi

----


'' o bana bir rüya verdi, inanamadım.
(bademin neşesi,dedi,al bak, dedi, kısacık,dedi) ''

gün batımı..


Ufukta beliren gölgeler selamlıyor hüzne bakanları . Bilemezdim her bakışınla tarihe notlar düşüyor olduğunu. ‘’ Bilseydim’’ li cümleler çırpınıyor boşlukta. Lirik bir yokluğun tükenmeyen ezgisinde saklanır bir avuç körlüğüm. Kördüm. Önce gözlerim sonra kulaklarım körleşti. Sesini sadece duymaz, görürdüm sesinin tınısındaki ahengi. Boşluğun alengirli alemi sarıyor ruhlarımızı. Ruhlarımız yeni cümlelerde yenilenmek istiyor. Kendinden emin adımlarımız sapa yollarda bilinmeyen bir dil ile konuşmaya başladı. Kimseler algılayamıyor. Boşlukta yeniden var olmak isteyenler sessizce bekliyor. Sessizce geçen her dakika , daima ilerlemek isteyen insanlığı öldürüyor.

Kekremsi tatlar bırakıyor kimsesizlerin soğuktan titreyen bedenleri. Bir yudum içtenlikti arzulanan . Arzular… Yıkılan evlerin sağlam kalan tek parçalı duvarlarına gizlendi. Kimseler göremiyor onları. Gördüğünü sanıyor, sandıkça yanılıyor. .. Yanmak ve yanılmak belki de aynı anlamları içeriyor. Sararıp dökülen yapraklar misali yandıkça yanılıyor, yanıldıkça yanıyoruz. Yüzündeki ifade donuklaştı birden. Loş, duman altı olmuş odada bir tencere içinde yazdıklarını yakan kadın, belki de en lezzetli yemeğini pişiriyor. Donuklaşan yüz, ağır adımlarla yürür. Zihnine kaydettiği görüntü , fallarında çıkan ipi kopmuş uçurtmaya benzer.

Siyah beyaz fotoğrafların çekiciliğidir yarına kalan. İstemlerinin kendini kandırmak olduğunu gören kadının bakışlarıdır yarını ağırlayan. Yarına ertelenen bakışlar… Beklenen günün ezberci mantığıdır aslında olup biten. Heyecan, duyumsayış ve ‘günlerce beklediğim şey bu muydu sahiden?’ hissini veren acı bir burukluk. Buruk olduğu kadar gülünçtür de.

Saçlarını umutla beklediği zamanlara hazırlayan kadınlarım var benim… İçinde biraz da kendisiyle cebelleşirken , karşısındaki devleştirmekten kendini kaybeden kadınlarım…Her defasında kendine sözler verip hislerinin peşinden giden, hislerini mantığına uydurmayı başarabilen kadınlarım… Bir nefeslik tat ile kendine gelen, gün boyu iyileşmeyi umut eden, anlaşılmak için uğraşan. Oysa bilinmezdi hiçbir zaman anlaşılmanın ne demek olduğu dahi….

Yorgun günbatımlarını selamlıyoruz şimdi. Uzak bir dağ köyünde tüm hırçınlığıyla göğe doğru kanat çırpan kuşları seyrediyoruz, ısınmak için toprağın üstünde yaktığımız mektuplar ile… Mektuplar,  infazını sunuyor dizginsiz gecelere.. Beklemekten bıkmayan kadınlara ...


Kadın Önderleşmesinde Rosa Luxemburg


‘’ Anlattıklarımın, öğrencilerin notlarına ne kadar solgun ve dümdüz yansıdığını ve yeni edindikleri bilgileri ne denli duygusuzca kullanmayı düşündüklerini gördüğümde kendimi çok kötü hissettim..’’- s.65.-

‘’ Konuşma! Danışma! Görüşme! Eyleme geç! ‘’ –s.74-


‘’ Temel mesele insan olma. Bu ise kararlı, dürüst ve neşeli olmak demek, evet, herkese ve her şeye rağmen neşeli olmak , çünkü sızlanmak zayıfların işidir.’’ –s.36-

‘’ Südende’ de bitki tutkusu beni esir aldı ve toplamaya, preslemeye ve incelemeye başladım. Dört ay boyunca kırlarda dolaşmaktan veya keşif gezilerinden eve getirdiklerimi düzenlemekten başka hiçbir şey yapmadım. Ciddi bir şahsiyetten - talihsizlik bu ya - her zaman mantıklı bir şey yapması beklenir; oysa benim hep, beni esir alan şeylere ihtiyacım var. ‘ Rosa’ nın bu duyguları, onun elini uzattığı her işle kurduğu ilişkiyi göstermektedir. Onun hayata tutkuyla sarılması, çalışma tarzındaki disiplin ve özeni, yaptığı her işte gösterdiği başarının sırrıdır.’’ –s.44-

‘’ Sekizden önce uyanıyor, salona geçiyor, gazetelerle mektuplarımı alıyor, sonra da nevresimin altına girip en önemli şeyleri gözden geçiriyorum. Ardından soğuk suyla masaj yapıyorum(her gün düzenli olarak) giyiniyor, balkonda oturarak ekmek ve tereyağıyla birlikte bir bardak sıcak süt içiyorum(her gün süt ve ekmeğimi getiriyorlar). Üstüme başıma özellikle dikkat ederek giyiniyor, Tiergarten’ de her gün hava nasıl olursa olsun bir saatlik yürüyüşe çıkıyorum. Eve döndükten sonra üstümü değiştiriyor, notlarımı ya da mektuplarımı kaleme alıyorum. .. Geceleri çalışmayı çok seviyorum. Lambama kırmızı bir abajur yaptım, masamda balkon açık durumda oturuyorum. Kitaplar, pembe loşlukta canlı görünüyorlar ve bahçeden gelen bütün taze havayı içime çekiyorum.’’ –s.39-

‘’ Şimdi artık her şey geride kaldı. Severek  ve zevkle çalışıyorum ve hayatımı daha fazla disiplin , dürüstlük ve saflıkla doldurmaya kararlıyım. Bu hayat görüşü içinde seninle birlikte , seninle olan ilişkimde olgunlaştı ve bu sözcükler sana ait. Artık bir kuş kadar özgürsün.’’ –s. 111-


17 Kasım 2014 Pazartesi

*

İyileşmek mi? dedi Frida.
Ama ben hasta değilim ki. 
Kırık döküğüm. Aynı şey değil, anlıyor musun?

Frida Kahlo

16 Kasım 2014 Pazar

Günün Şairinden...



ZAFER

‘’ Bir türkü tutturmuş gider
En güzel gözleri dünyanın
Bilirim görmek ister bu gözler
Mapusane duvarlarından ötesini
Mosmor gözkapaklarından ötesini

Demir parmaklıkları hücrelerin
Söyler türküsünü özgürlüğü
Öylesine yayılır gider bu türkü
Gider kızgın güneşler altında
İnsancıl yollar boyunca gider
Gider kasırgalar gibi

Yitirip bulmak yaşamı
Bulmak yeniden geceleri gündüzleri
Mahpuslar sürgünler bilirim ben
Bilirim karanlıkta sizi besleyeni
Bir ateştir getirir
Getirir serinlikleri çiğdemleri
O ateş zaferdir zafer
Umudun tadıdır tadı.’’ –s.103-
………
‘’ Bu duygusuz sağır düşmanları unutacağız
İşte şuracıkta bir adım kaldı
İnsanlar tatlı ağızla ak ışıklar saçarak
Bizim için açacak karanfiller
Bizim için çiçeklenecek sabır
Bizim olacak yaşayanların öpücüğü.’’ –s.81-
………..
‘’ Yaşıyorum işte
Yitirmesin diye yapraklarını ağaç
Yaşıyorum işte suyun çarpsın diye yüreği
Yaşıyorum işte gün yeniden doğsun diye.’’ –s.81-
…………
‘’ Yayılır durur insancıl aydınlık
Ölümsüz bir dünyanın yüreğinden kopan insan
Gökyüzüne karanlığını boşaltır
Ateşini yeryüzüne.’’-s.64-


‘’ Bir bardak gibi tutuyorum elimde sokağı, büyülü ışıklar içinde uçarı sözlerle uluorta gülüşlerle can meyvesi torağın.’’ –s.65-

15 Kasım 2014 Cumartesi

Şükrü Erbaş - Yolculuk / Kimliksiz Değişim'den...

………

‘’ Bana sorular öğreten dost
Bir de sen bulmadıkça doğrular yarımdır diyen…
Kimi gün bir türkü, kimi gün şiirlerle
Kitaplarla daha çok, giderek kitaplarla
Sabırlı, içten, yalın
Örnekler çıkarıp adım adım küçücük bir kentin kapalı hayatından
Bana dünyaları gösteren dost…
Telaşını taşıyorum yıllardır.
Konuşurken birbirine vurduğun parmakların
Ve içine yüreğini koyup koyup ak güvercinler gibi ağzından uçurduğun
O büyülü, sıcak, doğru sözlerinin…
Sesini çoğaltıyorum sesler içinde
Bir tutku gibi gittikçe büyüyen inancının onurunu taşıyorum yıllardır.’’ –s.11-
……….

‘’ Seni koruyacağım sana bile sezdirmeden
Gökyüzü gibi uzaktan ve beklentisiz
Gereceğim yüreğimi üzerine.
-Sevmek biraz da bu değil midir?-
Islatmasa da sesini bir daha
Bir isyan türküsü gibi sürdüreceğim yağmurunu.

Düşlere ömürler veren o duygu bulutunun.’’ –s.53-

kardeşe özlem ........


'' Ey bin yıllık kardeşim bilesin benim ki kanar senin parmağına bıçak batsa ... ''

Hayatının özetiydi belki de benden bir not kağıdına yazıp göndermemi istediklerin :) 



Seni çok özledik ailemizin duyarlı muhabiri ....
Sen hep iyi ol, biz özleyelim ..


2 Kasım 2014 Pazar

Kargıma


'' Dünya acayip bir pislik'tir'' - Nietzsche-


Güzel yürekli dostum, fotoğraftaki kız çocuğunun ne kadar güzel olduğunu anlatıyordu.

-Adı neydi bu güzelin?
- Emek, dedi.
-………

Sustum, sustuk. Uzun bir sessizlik.  Masaya dökülen sararmış yapraklar anlatıyordu kağıda dökülemeyenleri. Demli bir çay, rüzgar ve batmak üzere olan güneş. Zaman geçiyordu, biz geçmek zorunda kalıyorduk.. Günleri not almayı dahi unuttuk. Ama bize yaşatılan en zalim trajikomiklerin miladını zihnimiz biz istemesek de saklıyordu. Karşımıza kim çıksa çoğu zaman ‘hikaye’ ler anlatıyordu. Sürekli bunalımda hiç iyi değilgiller vesaire vesaire. Bize yansıtılan yüzler neden hep karanlık? Yalandan hikayeler bir masadan bir masaya zıplıyordu adeta. Kimi zaman yörüngesinden saparak. Yalandan hikaye anlatmak bulaşıcı bir virüs gibiydi en yakınımızdakilerde dahi örneklerini görmeye başladık. İnsan deneyimlemeleri 1,2,3… Hep iyi niyetliydin be kuzusu herkesi kendin gibi gördün onlarda… diye başlayan sesi kıstık. Görmedik . Duymuyoruz. Ötele. Freud olsa karnı ağrıyana kadar gülerdi.

( Sana anlatırdım ; ama şimdi olmaz.
Annemin ölüm haberini dahi almış olsam şu anda telefonu açamam.
Neler çektiğimi bilmiyorsun.
Anlatamam karışık.
Yanlış zamanlama.
Başım belada bir de seninle uğraşamam
Milyon olay var , anlatırım belki.
Olaylar olaylar……..) Örneklerinde görüldüğü gibi cümlelerle karşılaşıyorsanız , karşılaştıysanız, karşılaşırsanız ; kandırıldınız ya da kandırılacaksınız demiş içses.

Bir insanın düşünce ve değerlerini  malzeme yapıp hikayeler türetmek, o insanı inandırmak-duygusal,düşünsel bağlamda- dünyanın en hain planları içindedir.

Uyduruk hikayelerinizde boğulun emi.






Ekmek Arası Patates


Defolu gençliğinin ucuz pavyonlarında
‘ git başımdan ‘ mı sandın hayatı
Günde sekiz litre alkol vermesi için doktorun
Şizofren olmalı ilkin.

Senin dünya dediğin yuvarlak
-annenin güvelerini beslediği çeyiz sandığı-
Senin dünya sandığın yuvarlak
Hala öküzün başındaki bela.
Bir denge tutturmuş o da,
Dönüyor canı sıkıla sıkıla.

Azraili kan tutsa da
Sen yine de ortalıkta kesme bileklerini.
Olur da kurtarırsa seni emniyet şeritleri,
Ahiret için vazgeçtiğin şeyler
Kalmaz bileziklerin kapışılırsa.

Ayrılık bu,
Nanik yapılmaz sevgilinin ardından,
Gör sol meleğinin kırmızı kartını
Ortalığı sulamaktan başka işe de yarasın,
Gerilla korkuluğu gözlerin.
En sıkıcı çelişkiler muhtar çakmağı
İstanbul’ u ilk kez görmüş çevre mühendisi
Garip garip bakınma ortalıkta.

Disney’ de kahkaha gazıyla
Ağlayan çocukluğuna
Amasya’ da çürük elmalarla büyüyen gençliğine,
Çiçek bozuğu kadın felçlerini de ekleme.

 -Özge Dirik-


.....


1 Kasım 2014 Cumartesi

**



‘’ Dağlar,
 insanlar
ve 
hatta
 ölüm bile 
yorulduysa 
şimdi 
en güzel şiir, 
barıştır.’’

                                                                                                                                           -Yaşar Kemal-

.

Ad

E-posta *

Mesaj *