.

.

24 Ağustos 2016 Çarşamba

sanı


Günleri unutursun peynirin beyazında, biberin yeşilinde, makarnanın sıcağında. Kalp sancır, dil uyuşur, kahve bekler. Uzak ama bir o kadar yakın dilden türküler konuktur masana. Kavrulur gün suya hasret özlenene bir o kadar yakın. Buz serpilir kanayan yaraya, tuz saf dışı bırakılır. Soğuk sular tanıktır güneşe. Güneş de sustu. Suskunluk yenilenişlerin vazgeçilmez dilidir. Bilmediği meçhul dilde türküler dinlerken kangren olur serçe parmaklar. Ayyuka çıkmaz beklenen. Beklenen de yoktur aslında. Alışkanlığın verdiği hezimete kapıldığın boşluktur ‘beklenen’ denen şey. Gün batarken karanfilli bir tütün tabakası gözlerinde belirir. Üzerine bir bardak çay içersin. Çay eski tadında değildir. Ağzının tadı zehir gibidir. ‘iyi aslında’ lı cümleler çoktan köprünün üzerinde kalmıştır. Domatesler alınır  konserve için. Konservede kan kırmızısı illegallikler saklanır dili susturan, gözleri bağlatan gizlilikler.. Hangi savunma mekanizmasının evrilmesidir bu ? Dilin varmaz. Çelişen çatışmaları saklamak olgunluktan sayılır. Yeşilimsi bir şişeye gömersin gözlerini . Kırarsın  onu gözlerin görmez. Kulakların göğe uzanır, derin renk değiştirir. Kuraklık bastıkça suyu özlerken aslında izlediğin başkadır. Ne ten ne can ne de kafes … Kocaman bir ‘hiç oluşluktur’ özlediğin…

1 yorum:

.

Ad

E-posta *

Mesaj *